Feysbuk; Kutsal Yüz Kitabımız Üzerine

Çocukken kurduğum bir hayalim vardı, bir makine olsa, merak ettiğim kişilerin o an neler yaptığını anında ekranda oturduğum yerden seyredebilsem diye… Yaşım ilerledikçe bu hayale daha fazla yaklaştım, seneler geçmişti ve geçmişte kalan her insanın şu an neler yaptıklarını, hayatlarına nasıl bir yön verdiklerini iyice merak eder olmuştum. Kumandanın tuşlarına dokunarak “Hadi şimdi ilkokul arkadaşlarım neler yapmışlar bir özet alayım” ya da “Mahallede oyun oynarken saçımı çeken o yaramaz kız nerelerde acaba?”

Yaşam insanı o kadar farklı kutuplara savuruyor ki ve bağlar o kadar çabuk incelip kopabiliyor ki… Malum 80’lerin çocuğuyum, iletişimin sadece yüzyüze yaşandığı ve en fazla telefon ya da mektupla yapılabildiği yıllar… Okul yıllıklarının sonunda hep her yılın şu günü şu ayı buluşalım diye mezunların aldıkları karar notları olurdu ama hiç gerçekleştirenini görmedim. Yine aynı yıllıklarda telefon numaraları yazılırdı, hatırlıyorum da ortaokul yıllığımda ev telefonu numaram sadece 5 haneden oluşuyordu. Aradan geçti neredeyse 20 yıl ne telefon numarası aynı kaldı ne de kişiler.  Kimse uymadı, uyamadı o buluşma kararına, herkes başka şehirlere savruldu gitti. Benimse çocukluk ve büyüyünce daha çok gerçekleşmesini istediğim bu hayalim yine sadece hayal olarak kaldı, asılı durdu biryerlerde…

Ofis arkadaşlarımdan biri bir sitenin varlığından bahsetti sonra, birbirlerini sanal ortamda rakı sofrasına davet etiklerini, ikramda bulunduklarını ve mesajlaştıklarını söyledi. Başlarda bu siteyi de sanal alanlarda sohbet edilen yerlerden biri sandım ve sanal bir alanda rakı sofrasına davet etmek saçmalık gibi geldi bana. Uzunca bir süre reddettim kullanmayı… -ki o zaman tam tezimle boğuştuğum ve sanal alanlardan, bu alanlarda tam deyimiyle “Chat” yapmaktan midemin bulandığı zamanlardı-. Hani olur ya çok popüler olan şeyler ilk başta reddedilir, birisinin çok övdüğü filmi izleyince hayal kırıklığı yaşarsınız ya, çevremdeki herkesin birbiri ardınca üye olduğu bu siteyi başta reddetmeme rağmen bir bakıvermişim ve üye olmuşum. Kullanınca anlamaya başladım ki bu benim zaman makinemin 21. yüzyılda internet üzerinde bir yansıması gibiydi ve devamı geldi. Hayır hiç kimseye çiçek yollamadım, rakı sofrasına davet emedim, amacım sadece geçmişte kaybettiğim insanları bulabilmek ve çocukluğumdan beri kişiliğimin en bariz özelliklerinden biri olan merakımı gidermekti. Böyle başladı Feysbuk serüvenim…

Uzun yıllardır görüşmek istediğim ama bir türlü ulaşamadığım iki üniversite arkadaşım buldular bir gün beni, sevinçten çığlık attığımı hatırlıyorum, üstelik birbirleriyle evlendiklerini ve bir de bebek beklediklerini öğrenince sanal alandaki bu karşılaşmayı gerçek dünyaya taşıdık. Keyif almaya başladım bu siteden yavaş yavaş. Listemdeki kişilerin sayısı gün be gün artmaya başladı ve öğrenmeye başladım kim neler yapmış, hayatımızın bir noktasından sonra yollarımı ayırdığım insanlar hayatlarına nasıl devam etmişler? İşin komik tarafı erkek arkadaşlarım çoğunlukla saçlarını dökmüşler, göbeklerini büyütmüşler, kız arkadaşlarım ise doğum sonrası kilolu ama mutlu halleriyle profillerindeki resimlerden bana gülümsüyorlar. Anlayacağınız zamana yenik düşmeye başlamış herkes, herkes çoluk çocuğa karışmış, iş güç sahibi olmuş başka şehirlere hatta ülkelere dağılmışlar. Sadece çocukluğunu bildiğiniz bir insanın yetişkin olduğunda nasıl biri olduğunu öğrenmek neye benzeyeceğini çıkarmak keyifli geldi bana. Hatta geçenlerde ilkokulda okuma bayramında sergilediğimiz bir gösteri vardı, ağustos böceği ve karınca hikayesi. Bir gün bu sitede ağustos böceği buldu beni (ben bu arada o  gösteride hikayeyi anlatan kişi idim) uzun süre sohbet ettik, mesajlaştık ve geçenlerde karınca da ulaştı bize. Ve bizler bu alanda oturduk 1983 senesini yani bundan 26 yıl öncesinin anılarını paylaşmaya. Ben onların nasıl bir çocuk yüzüne sahip olduklarını bilirken ve hatıralarımda sadece o yüzle hatırlarken, şimdilerde nasıl bir yetişkin olduklarını gördüm. Basit, küçük de olsa gerekli gereksizliği bir yana günlük hayatın koşuşturması içerisinde mutlu eden ayrıntılar bunlar kanımca.

Başka enterasan bir durum ise normalde okul yıllarında sadece bir merhabadan oluşan arkadaşlığın burada daha farklı bir boyutta yaşanabilmesi. Üniversite yıllarımdan tanıdığım şimdilerde çok sıkı blogcu arkadaşım olan Tolga’yı  o yıllarda hiç tanımadığımı ve facebook sayesinde tanıdığımı söylemek yanlış olmaz.  Sıkça rastlanılan ise bir grup kurmak ve oraya eskiye ait bir resim yerleştirip o resimde olan herkesin katkısıyla anıları yad etmek, eskiye ait konuları deşelemek de benim yaş grubum için bir yaşlanma belirtisi sanki… Genellikle en güzel profil resimlerinin sergilendiği, bolca sahip olunan çocukların da resimlerinin yer aldığı bu alanda bir diğer hoş özellikte bana göre “Status” kısmı. Tanıdığım ama o anda neler yaptığını bilemediğim arkadaşlarımın o akşam sinemada hangi filmi seyrettiklerini, hangi kitabı okuduklarını ya da hangi haliyeti ruhiye içerisinde olduklarını bilmek de hoş geliyor bana. Öyle ya her dakika her gün arayıp bugün neler yapıyorsun diye sorma şansımız olamıyor çünkü.

Gelgelelim farkettiğim bazı noktalar ise eleştirilmeye tarafımdan açık. Kişinin listesindeki arkadaş sayısı sanki bu alanda bir “Ratingmetre” gibi değerlendiriliyor. Gerçekten bir merhabayı bile paylaşmadığım ama sadece tanıdığım, dahası bu alanda listeme ekledikten sonra da tek kelime etmediğim insanların yaklaşımları beni bunu düşünmeye itti ve bir gün bu anlamda bir temizliğe girişerek, sadece listelerindeki arkadaş sayısını arttırmaya yaradığımı farkederek yok ettim. Son zamanlarda ise sürekli görüntülü kliplerin eklenmesi ve ana sayfada birbiri ardınca sadece bunların yer alması beni biraz soğutsa da hala kullanmaktayım yüz kitabımı.

Konuya akademik açıdan bakmak değil niyetim ama yüzyüze iletişimi öldürüyor diyenlerin sayısı da azımsanmayak ölçüde. Her ne olursa olsun, gerekli gereksiz, saçma ya da  aptalca diyenler de olsa bence yüzyüze iletişimi öldürmüyor, çoğaltıyor diye düşünüyorum. Kaldı ki arkadaşlarımla ne kadar yüzyüze görüşebiliyorum ki öldürsün.

Yıllar önce yurtdışındayken bir kursa katılmıştım. Kariyer ve iş bulma teknikleri üzerine. Orada Amerikalı eğitmenin bize ilk söylediği ve önerdiği; iş yaşamında ya da kişisel yaşamda “Networking” denilen yani ilişkiler ağının ne denli önemli olduğu idi, kimseye sırt dönmemek herkesle bir noktada birşeyler paylaşabilmenin bize çok olumlu geri dönüşleri olacağına dair bir konuşma yapmıştı. Düşündüm de iş hayatında olmasa da özel hayatımda bu benim için keyifli bir ağ diyebiliyorum, bana geriye dönüşü sadece sevdiğim insanlardan haberdar olabilmek adına bir beklentimin olduğu. Yoksa siz hala üye olmadınız mı?

Share
Bu yazı Ordan Burdan İçimden kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Feysbuk; Kutsal Yüz Kitabımız Üzerine için 6 cevap

  1. Tolga Acar der ki:

    İnternete girdiğimde açtığım ilk sayfa feysbuk artık. Eleştirilmesi gereken bir çok yönü olmasına karşın, feysbukun hayatımıza renk kattığı kuşkusuz.
    Arkadaşımın tüm argümanlarına katılıyorum.

  2. Ağustos Böceği der ki:

    Yazılarının çoğunda kendimden birşeyler buldum. Tebrikler…
    Bu arada nasıl üşenmeden yazdın onca şeyi saz çalıp şarkı söylemek varken?:)

  3. Şebnem der ki:

    Bu 4. yorum yazma çabam, her seferinde silindi nedense. klavyene ve parmaklarına sağlık nihancım :)) herkesin aklından geçebilecek düşüncelere tercüman olmuşsun sanırım, en azından benim için geçerli bu. yüzümde bir gülümseme ile okudum yazını,çok hoş bir anlatım ve çok güzel bir yazı..

  4. Antartika der ki:

    Evet canım yazamıyorum, ülkenin son günlerdeki hali yazma isteği bırakmadı, tebessümlerim bile zoraki:( facebook’u ben sevmiyordum ama birkaç gün önce yeğenim de üye olunca, akabinde blogcu birçok dostumu da görünce tekrar kaydoldum. Örneğin”ayşe ali’nin duvarına yazdı” lafına gıcık oluyorum:)anlaşılan Türkçe’ye çevirirken aynen çevirmişler halbuki “pano” deseler daha kulağa hoş gelecek…
    sevgilerimle

  5. Akrepburcu58 der ki:

    Ben de facebook’a üye olduktan sonra 30 yıl önceki arkadaşlarımı buldum. Teknoloji uygun olarak kullanılırsa gerçekten güzel bir şey.

  6. Ezgi der ki:

    ben üye olmadım facebook a.hiç bir zaman istek de duymadım.bilmem tercih meselesiydi belki de.
    düşündüm beni unutan çoktan unutmuştur.bir isimle hatırlayıp,iki merhaba deyip sonra gözden kaybolması beni daha da üzecektir.çünkü ben bir kaç günlük dostluklar yaşamadım.belki yaşım 24 ama,20 yıla yakın dostluklarım mevcut.kaybetmek beni üzüyor Nihan.önyargı da diyebiliriz buna ama,işin cılkını çıkarmayı seven bir millet olduğumuz için yaşanan durumlar beni üye olmaktan daha da soğuttu.
    belki bir gün denerim,o zaman ekler misin beni:)
    beni soğutan facebookla ilgili ılımlı bir yazıydı,yumuşadı fikirlerim:)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir