Kurbağa Prens mi?

 

Çok uzun zamandır konuşup tartışmamıştım bu konu üzerinde, daha çok, ilk gençlik yıllarında konuşurduk, üniversite ve sonrası yıllarda daha farklı düşünüp farklı yorumlardık. Nedense geçenlerde bir arkadaşımla bunun üzerine çok uzun bir sohbete koyulduk. Tekrar düşündüm ve karar verdim 30’lu yaşlarda insanın pek çok düşüncesi değişiyor ve yolu yarılamaya az kalmışken düşünceler de boyut değiştiriyor. Soru çok basit bir soru idi aslında aşk ve sevgi birbirinden farklı mıdır? Aşka ve sevgiye herkesin yorumu farklıdır, herkes kendi yaşanmışlığından yola çıkar çünkü. Her ikisini aynı olarak görenlerin sayısı hayli fazla. Ya da önce aşkla başlar sevgiye daha doğrusu kalıcılığa bırakır kendini diyenler de var. Dediğim gibi herkesin yorumu farklı. Ben ise aşkı tutku, heyecan ve çılgınlık olarak tanımlıyorum. Belki biraz Fuzuli’nin aşka atfettiği gibi kavuşamamak ile özdeşleştiriyorum, sizin olmadıkça ya da tam olarak size ait olmadıkça aşk çoğalıyor. Hep bir kaybetme yitirme korkusu barındırıyor içinde. Mantığın aranmadığı, yapılanların nedenlerinin sorgulanmadığı, heyecandan konuşulamadığı, kendini ifade edilemediği, her türlü gözükaralığın yapıldığı ve belki de kendisini ateşlere atmak aşk, ya da aşkın yan anlamları. Yaz yağmuru gibi, kalıcı bir etkisi yok ama bir sağanak şeklinde yaşanıyor ve bitiyor. Aşkın yoğunluğu yaşanan acı ile özdeş. İçinde ne kadar acı, öfke hatta incitme varsa o kadar büyüyor aşk ve sonucu ise vazgeçememek. Çocukça davranışlar, sebepsiz gözyaşları, adanılan şarkılar ve sürekli ondan konuşmak isteme, dünyayı sadece onun çevresinde dönüyor kabul ederek kişinin kendisinin de o dünyanın bir uydusu olması aşk. Sevgiyi ise bu bağlamda sığınılan ve her daim güvenli bir liman olarak görüyorum. Aşıkken, aşık olduğunuz kişi sizi üzdüğünde bilinçli olarak onu üzmek isteyebiliyor insan, gerçek sevgide ise sevilen kişinin canı yandığında seven kişinin de içinde bir yerlerde bir acı oluşabiliyor. Belki bir parça anaçlık barındırıyor içinde kadınca sevgi. Koruma duygusu gelişiyor sonra ve en önemlisi en iyi arkadaşı oluyor insanın sevdiği kişi. Ve biliyor insan o hep burda, yanımda ve hep benimle kalacak, kaybetme korkusu yaşanmıyor ancak bu çantada keklik örneği gibi değil. Varlığı çok mutlu ediyor, yokluğu düşünülmüyor bile. İnsan hayatında aşklar belki bir en fazla iki kez yaşanabiliyor çünkü aklın almadığı, “Nasıl yapabildim” dedirten birşey aşk. Sevgide ise “İyi ki yaptım” diyor insan, “Yine olsa yine yaparım” diyor. Uzun lafın kısası bekar hemcinslerime bir tavsiye sadece benimkisi, aşık olunan kişi ile değil de gerçekten sevilebileceğine inandığınız kişilerin seçimleriniz olması. Bir gün mutlaka bütün prenslerin kurbağaya dönüşmesi riski de var eninde sonunda.

Sevdiysen Paylaş
Bu yazı Ordan Burdan İçimden kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kurbağa Prens mi? için 5 cevap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir