Seneler önce ne çok etkilenerek izlemiştim Babam İçin (In the Name of the Father) filmini. Böyle başlamak istedim ben de babalar günü kutlamasına, kutlamama,  babam için;

Geç oldu bu yazı, daha önce yazmalıydım. Oysaki siparişi gelmişti babamdan, annem için, anneler gününe özel yazdığım yazıdan sonra. Gitmedi elim kağıda kaleme, dokunamadı klavyenin tuşlarına. Bu yazıyı yazmak anneme birşeyler yazmaktan, duygularımı ifade edebilmekten çok daha zor. Baba figürü psikolojide “Dağ” ile özdeşmiş, zihnimizde bir dağı nasıl tanımlıyorsak babamıza olan duygularımız da o tanımla anılıyormuş. Geçenlerde okuduğum bir kitapta öyle diyordu, ben onun yalancısıyım. Benim tanımım; büyük, ulu, güçlü ve ulaşılmaz olmuştu. Annelere göre daha ulaşılmaz değil midir babalar? Daha zor değil midir ifade edebilmek duyguları? İşte bu yüzden yazmak zor, bir babalar günü yazısını, o yüzden bekledim yazamadım. Hayır zorlama değil benim için,  “En güçlü duygular en zor dile getirilenlerdir” ile özdeş duygularım.

“Bir bebek dünyaya geldiğinde, doğduğunda bir de anne doğarmış”. Çok severim bu sözü. Ama biliyorum ki, bir çocuk doğduğunda hemen bir baba doğamıyor. Bir baba ancak çocuğu ona ilk kez “Baba” dediğinde anlayabiliyor baba olduğunu. O ana kadar evde kendinden bir parça olan o minik bedene her ne kadar sevgi ve şefkat ile sarılsa da söylenen o iki heceli sihirli söz uyandırıyor o derin uykudan ve baba, babalığını yaşamaya başlıyor. Bu naçizane benim düşüncem, ilk kez ne zaman baba dedim babama bilemesem de, babamın ne hissettiğini de hiç sormadım nedense. Doğduğumda yanımızda değilmiş babam başka bir şehirdeymiş. Anneme “Eğer kızım olursa bana telgraf ile bildir” demiş, 2. bir erkek çocuk çok cazip gelmemiş olmalı. Annemse ne kadar istemiş ve dilemişse kızının olmasını, babama en güzel doğum günü hediyesini, beni vermiş. Güzel bir raslantı sonucu babamla aynı güne denk geliyor doğumgünlerimiz. Aynı gün doğumgünü kutlamak babamla aramızda yıllar yılı hep çok hoş bir diyalog olarak sürdü gitti. Bazen anlaşıyoruz aramızda “Bu yıl ben hediye almayacağım sen de alma” diye. Her yıl kim önce kutlayacak oyunu süregeliyor.

Biliyorum bu anneme yazdığım kadar duygusal bir yazı değil, ama eminim her ne kadar söylenmese de dile getirilmese de babam bilir anlar beni, en azından hissettiklerimi. Onun kızı olmaktan gurur duyduğumu, benim yüce, güçlü bir Dağ’ım olduğunu, her zaman yaslanabilecek, başım sıkıştığında arayabilecek, eprili, hayat dolu babam olduğunu en azından mutlaka bilir ya da bilmese  de işte şimdi sırası. Yıllar sonra farkettim; alışverişe giderken mutlaka liste yapmamın, bir iş yapmadan önce o işle ilgili notlar almamın, evimizin ya da kişisel harcamalarımı özenle dosyalamamın, bir anda parlayıp bir anda sakinleşebilmemin, hatta kulağımın arkasındaki küçük izin bile babamdan bana geçtiğini. Aslında ne çok şey var yazabileceğim, ne çok anı…

Şimdilerde ise iki torunu ile tonton bir dede babam ama dedelerin arasında en muzur, en çok çocuksu ve sınır, kural tanımaz olanı. Bizim butçukların gözdesi bu yüzden.

Biri bana babanla ilişkini veya onu anlat dese aklıma tek bir görüntü takılır. Güvenli ve sanki beni her zaman tüm tehlikelerden koruyacak olan babamın kollarında  oturmuşken çekilmiş resmimiz, ben henüz 4-5 yaşlarındayken… Daha fazla söze gerek var mı?