Kıskançlık Halleri II; Albümdekiler

Bir kez daha itiraf etmekte sakınca görmüyorum; kıskanırım; kelimeleri özenle kullananları, konuyu bir hamura şekil verir gibi yoğuranları, iyi yaza/n/rları…

Blogcuda kendi halinde sınırlı sayıda kişinin yazılarını takip eder ve okurken bir gece bir blog keşfettim. Ve daha önce nasıl keşfedememişim diye hayıflanarak o heyecanla neredeyse tüm yazıları ve şiirleri okumaya başladım. Okudukça ne kadar fazla benzerliğimiz olduğunu, yazmak istesem “Böyle ifade etmeyi isterdim” dediğimi hatırlıyorum. Kimdi, kaç yaşındaydı, ne işle meşguldü bilmeden okudum da okudum. Ve sonra yazdığım yazılardan birine bir yorumla blog ritüeline göre tanıştık.

“Merhaba sevgili Nihan.. “Kan çekti” derler hani.. onun gibi! Benim sayfamı bulmasan, oraya çok dikkatimi çeken o düzgün yorumu yazmasan ben belki de bu muhteşem anlatımdan mahrum kalacaktım.. Seni kendime çok yakın hissetmemin çok önemli iki nedeni var.. Birincisi benim de Samsun’lu oluşum.. İkincisi hayatta en sevdiğim ismin Nihan oluşu! “

Böyleydi ilk yorum, zaman geçti, yazılar aktı, şiirler döküldü her birimizin blogunda. Gün geldi, yazdığı yorumlarda anne şefkatini hissettim başka bir gün öğretmen edasını. Ve blogcuyu terketmeden önce her cuma günü, arkası yarın kuşağı gibi, albümdeki ailesinin resimlerini indirip onlara tekrar can vermeye başladı; bizlere onları anlatarak. Cuma günlerini heyecanla bekler olmuştum, ne olduysa hikaye birden kesildi. Devamı gelmedi. Her bir bölüm bir roman tadındaydı, tadı damağımda kaldı. Hikayenin sonunu merak etmek bir yana neden yarım kaldığı ve devam edip etmeyeceği de soru işaretiydi benim için.

Geçen hafta kendi adıma çok mutlu bir haber aldım, yarım kalan, geçmişte yaşanmışlığa dair onca güzel satır kitap haline gelmişti. Şimdi burada, sadece bir kısmını bildiğim ve okuduğum kitabın yazarını kıskandım dersem haddimi çok aşmış olurum, olsa olsa büyük bir takdirle, hayranlıkla karşılayabilirim. 

 

Albümdekiler çok kısa bir zaman içerisinde o çok sevdiğim kitap dolu raflardaki yerini alacak. Çok sonradan öğrendim; bu ilk kitap değildi; Daha önce yazılmış üç tane şiir kitabı vardı;  Hasret Senfonileri, Bende Kalanlar ve Velhasıl.

Blogcuda yarım bırakılan anlatım, “Albümdekiler” ismi ile ilk romanının konusunu oluşturuyor. Dahası bu kitabın tüm geliri Türk Eğitim Vakfı’na (TEV) bağışlanacak.

Çok önceleri blog arkadaşlığı diye bir yazı yazmıştım. Yazıda blog arkadaşlarımı aslında sadece yazılarından tanıdığımı, kişilerin özel hayatları hakkında hiçbirşey bilmediğimi, bilmenin de gerekli olmadığını sadece blogda anlatılanlarla tanımanın yeterli olduğunu vurgulamıştım;

“Daha önce yaşamımın hiç bir anında yollarımızın kesişmediği ama belli ki düşüncelerimizin birbirimizden habersiz kesiştiği pek çok blog arkadaşım oldu. Sorsanız bana “Bu kimdir, ne iş yapar, nerde yaşar, evli midir bekar mıdır, yaşı kaçtır?” bilmem. Yazılarını bilirim o arkadaşlarımın ve yazılarında yazdıkları duyguları ya da düşünceleri. Blog arkadaşlığı böyle bir şey sanırım, etiketlerin, sahip olunan statülerin ya da kimlik bilgilerinin sıfırlandığı sadece bir birey;  düşünceleri ve duygularıyla bir birey olarak varolduğu bir arkadaşlık türü. Bir çoğunun sadece adını biliyorum bazılarınınsa adını dahi bilmiyorum o sadece sayfasında isim verdiği kişidir benim için. İsmini bildiklerimin ise neye benzediklerini dahi bilmiyorum. Belki aynı restoranda yemek yiyoruz belki aynı yollarda yürüyoruz ya da aynı markette kasada sıramızı bekliyoruz. Resimleri olmayan arkadaşlarımın onlar olduklarını, yanımda duranın aslında duygu ve düşüncelerini ve yorumlarını çok iyi bildiğim blog arkadaşım olduğunu bilebilmeme imkan var mı?”

Bu yazıma gelen yorumu ise;

“Sana dinlediğim tecrübeme istinaden bir öğüdüm olacak.. hoş görüle!! 🙂 Blog ortamında, “Sanal” adı verilen bu alemde tanıdıkların yine bu alemde kalmalı.. Olduğunu düşündüğün (zannettiğin) insanla, gerçek kişi arasındaki aşılamayan uçurumlar olabilir, bu da insanı boşlukta bırakabilir, üzer, yorar. İstisnaların kaideyi bozmayacağı da bir gerçek olmakla beraber, yanılma/yıpranma oranı çok yüksek bu denemeyi hiç zorlamamanı tavsiye ederim NAÇİZANE!!!”

Blogcudaki adıyla Hasretsenfonileri; beni affet ama bu kez sözünü dinlemeyeceğim.

Ankara’da imza gününde onu ilk karşılayan ve kucaklayan ben olacağım; blogcuda bilinen adıyla Hasret Senfonileri ya da gerçek adıyla sevgili Gülsen Varol’u…

 

 NOT: Daha yakından tanımak isteyenler için; www.albumdekiler.blogspot.com  

 

Share
Bu yazı Kitapların Kardeş Kokusu kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kıskançlık Halleri II; Albümdekiler için 8 cevap

  1. Antartika der ki:

    ben şimdi senin söylediğin gibi kıskanç olmadığını ispatlayacağım:)bu arada hasretsenfonileri hocamı kitabı için tekrar tebrik ediyorum, bol satışlar diliyorum, şimdi gelelim kıskançlık meselesine: İyi yazıyor diye Gülsen hanımın mesela çayına siyanür atmayı, arabayla ezmeyi filan aklından geçirmiyorsan bence kıskanmıyorsun:)))sadece güzel yazanlara imreniyorsun ama sen de gayet güzel yazıyorsun Nihan\’cığım gereksiz bir -senin deyiminle- kıskançlık bu:)))

  2. Newbahar der ki:

    Gülsen Varol

    Çok özel bir insan…

  3. Bende sevgili arkadaşın Albümdekiler ile aynı fikirdeyim açıkçası. Hayalimizde canlandırdığımız kişi ile karşılaştırdığımız kişi çok farklı olabilir, ve buda çok yıpratıcı ve yıkıcı olabilir bizim için.
    Kıskançlık konusuna gelince, küçükken kardeşimi çok kıskanırmışım:)Şimdi ise,daha çok benden güzel yemek yapanları kıskanırım.Bunu da söylerim:)
    Çok keyifli bir yazıydı, kalemine sağlık.
    sevgilerimle..

  4. Akheneton der ki:

    Amazonu kıskanıyorum,kendimi kıskanıyorum kıskançlığımdan patlıcam..:))

    Bu arada ilgi ile okudum ,okuduğum iyi de oldu,teşekkür ediyorum..

    Sevgili Hasretsenfonileri\’ni tebrik ediyor devamını diliyorum…

  5. Tolga Acar der ki:

    Kıskanırım seni ben”

    Kıskanmıyorum blog arkadaşlarımı benden iyi yazdıkları için; aksine yazıları ne denli iyi olursa o kadar keyifli oluyor okumak.
    Blog arkadaşlarım ile yüz yüze görüşmeyi de isterim ki zaten bir çoğuyla görüşüyorum. Blogcuda koskoca yalanlar söyleyenler varsa, orasını bilemem.
    Nihan klasiği keyifle okunan bir yazı…

  6. Ezgi der ki:

    Blog sayesinde gerçekten değerli insanları tanıdım.Bir çoğunu tanıdığımda ise hislerimde yanılmadığımı anladım.Bahsettiğin değerli hocamın kitabını okumayı ben de isterim…
    Dediğim gibi bizimkisi kıskanmadın çok daha dışında bir duygu…
    Güzel bir yazıydı…
    Sevgiler

  7. TEŞEKKÜRLER….

    Bizim zamanımında bayramlar vardı… Milli bayramlarda coşar marş söylerdik.. Dini bayramlar da bol bol şeker yerdik!!! Öyle ÖZEL günleri tanımadık biz.. canımız ne zaman istese anamıza hediye alırdık.. ya da kırlardan çiçek toplar verirdik.. Pembe zarflara nâmeler yazmak için sevgililer gününü beklemeye gerek bile duymazdık..

    Lâfı uzattım.. demek istiyorum ki sevgili Nihansum, benim güzel yengeçim.. Ömrümde bu kadar güzel bir hediye almadım… Hem de SEVGİLİLER GÜNÜNDE!!!
    Teşekkür ederim bitanem.. Hem sana hem de yorumlarıyla bana destek çıkanlara.

  8. selam canım

    kimi insanları kıskanmak gururdur..öğretmenimizde bize o gururu verenlerden..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir