Şimdi Okullu Oldu/k

 

1985 ve 2011

Bir konferans salonu ve salonu dolduran heyecanlı anne babalar… Bu yıl kuzucukları ilkokula başlamış. Çankaya Üniversitesi öğretim üyesi  danışmanımız anlatıyor, sorular soruyor. Konferans salonundaki yeni velilerden biri de benim. Gözlerimizi kapatıp geçmişe götürmek istiyor bizleri değerli konuşmacı. Benim için ne kadar kolay aslında geçmişe dönmek, sürekli geçmişle iç içe yaşayan biri olarak… Kimisi “Hatırlamıyorum çok uzun zaman geçti” diyor kimi de benim gibi “Dün gibi hatırlıyorum” diyor ve başlıyor deneyimlerini paylaşmaya. Her zaman olduğu gibi sessiz dinleyicilerden biriyim salonda. Kendi içimden soruları yanıtlıyorum;

“İlkokula başlamadan bir gece önce uyumaya çalışırken neler hissettiniz?”

“Yaşasın, artık benim de bir okul çantam, kalemlerim, kitaplarım oldu” diye nasıl da mutluluk içerisindeyim. Benden 2 yıl evvel ilkokula başlamış olan ağabeyimin okul çantasını ilk gördüğümde hissettiğim kıskançlığı daha dün gibi hatırlıyorum, bir gece önce de ne kadar heyecanlı olduğumu.

Şimdi gelelim en önemli soruya: “Sizi okula kim götürdü?”

Annem öğretmendi ve onun da okulun ilk günü kendi öğrencileri ile birlikte olması gerektiğinden beni okula annem götürmedi, babam da gelemedi, beni o yıl 3. sınıfta olan sevgili ağabeyime emanet ettiler. Annem öğretmen çocuğu olmanın ayrıcalığını yaşamayalım diye beni de ağabeyimi de kendi çalıştığı okula değil bir başka okula yazdırmıştı. Aslında düşünüyorum da ne kadar da doğru bir kararmış. Ve benim sevgili “extra large” ağabeyim okulun ilk günü o kalabalıkta okul bahçesinde arkadaşlarını görünce beni unutuvermişti. Okuma yazma bilmeyen henüz 6,5 yaşındaki ben, herkesin yanında anne ve babasını gördükçe üzülmüş ama ağlamamış kendi çabamla sınıfımı bulmaya çabalamıştım ve sonuçta anonsları dinleyerek  öğretmenimin adını ve şubemi öğrenmiştim. Ancak gelin görün ki o kocaman binada sınıfımı bulabilecek kadar büyük ve cesur değildim. Kalabalık dağılıp da herkes sınıflarına çekildiğinde çölde serap gören bedevi gibi bir anda babamı karşımda görünce de tüm o kendini tutma, ağlamama çabalarım bir anda son bulmuş babama koşarken hıçkıra hıçkıra ağlamıştım. Ehh sanırım sevgili babam oğlunun bu konudaki vurdumduymazlığını bildiğinden veya tahmin ettiğinden işyerinden bir süreliğine yanıma gelivermişti ne yaptığımı merak ederek…

“Önlüğünüz nasıldı?”

Siyahtı, simsiyah ama beyaz ponponlu çoraplarım vardı ve de kolalanmış bembeyaz yakam.

“Tanıştığınız ilk arkadaşınızın adı neydi, o gün nasıl hava nasıldı?” sorularını ise ben bile hatırlayamıyorum. Sadece sınıfımı bulmak ve o kalabalıktan alnımın akıyla çıkabilmek gayretiyle dolu olduğumdan bunlar benim için çok küçük ayrıntılar olarak kaldı.

28 yıl öncesinden bahsediyorum, ne çok şey değişmiş. Sadece eğitim sistemimiz değil, tüm uygulamalar, öğrenciler hatta veliler de değişmiş.  Veliler ise başlı başına bir yazı konusu aslında; Henüz birinci sınıfta olan çocuğunun İngilizce herhangi bir kelimeyi bilmediğinde okulu eleştiren velilerden tutun da, daha bir hafta sonunda acaba çocuğumun neye yetenekleri var diye öğretmenine soranlar… Her veli toplantısı sonrası aynı hisse kapılıyorum acaba onlar normal de ben mi uzaylıyım? Yani ne kendimi o sınıfta hissedebiliyorum ne de sorulan sorular ve konuşulanlar bana anlamlı geliyor. Toplantı sırasında bir anda ayağa kalkıp “Ya bi gidin yaa” diyesim geliyor. İlgisiz bir anne ve ilgisiz bir veli olmadığımı biliyorum ancak herşeyde olduğu gibi bu ilginin de bir dozu olmalı bana göre. Biraz çocuğu özgür bırakmak, kendi keşiflerini kendisinin yapmasını sağlayarak sadece yönlendiren bir veli olmak tercihim. Tüm veliler birbirlerini ve diğer çocukları tanırken ben kimseyi tanımamış olmamı da kafama takmıyorum. Okul tarafından istenen kırtasiye malzemelerini oğlumun dolabına yerleştirirken uhunun, kalemin bile üzerine etiket yapıştırıp yerleştirenlere baktıkça “Yok yok ben kesin uzaylıyım” diyorum bir kez daha.

Önceden tüm sınıflar aynı gün okula başlarken şimdilerde ilkokul birinci sınıflar bir hafta erken açıyor kapılarını; uyum haftası adı. Uyum haftası boyunca toplantılar, görüşmeler, bilgilendirmeler, etkinlikler yapılıyor. Uyum sağlayabildik mi henüz bilemiyorum. Bilemiyorum çünki velilere verilen ödevlerle uyumsuzluğum devam ediyor. Geçen gün butçuğun çantasından bir not çıktı; “Sayın Veli” diye başlıyordu. Ve notta velilerden istenilen ödev yazıyordu. Ertesi sabah evdeki malzemelerle   bir uçak ve robot adam yapılmıştı eşim tarafından. Neyseki evde birimizin eli bu işlere yatkın.

Amacım herhangi bir kıyas yapmak ya da kendi zamanımdaki eğitim sistemini savunmak değil. Sadece bir anne, bir veli ve zamanında öğrenci olmuş biri olarak kendimce akla yatkın bulmadıklarımı ifade etmeye çabalıyorum. Ödev denilen öğrenci için sevimsiz aktivitenin öğrenciye mahsus olmasını düşünüyorum. Öğrenci-veli işbirliği ile yapılan ödevlere şiddetle karşı çıkmakla beraber el mahkum bu sisteme ayak uydurup akşam evdeki vaktimin çoğunu buna harcıyorum.

Annem öğretmendi demiştim ya, okumayı söktüğümü neredeyse 2 hafta sonra farketti, bir kez olsun ödev yap dediğini bilmem, ya da ders çalış telkinlerini… Gerek kalmazdı buna, kendi kendime yapabilirdim ödevlerimi, üzerime düşülmediğinden kendi sorumluluklarımı alabilmeyi de öğrenmiştim.

Butçuğum artık okullu oldu ama sadece O değil ben de biz de yeniden okullu olduk. İçimdeki hisler ben bu konu üzerine daha çok yazı yazarmışım diyor bana.

Ve bugünlerde yeniden el yazısı öğrenmeye çalışıyorum, el yazısındaki harfleri tanıyorum. İster istemez haftada sadece iki saat olan güzel yazı dersini özlemle anıyorum, hatta siyah önlüğümü, beyaz yakamı ve beyaz ponponlu çoraplarımı bile…

Okullu olan ve sınıfları dolduran tüm çocuklara ve onların velilerine can-ı gönülden başarılar ve kolaylıklar diliyorum. 

 

Share
Bu yazı Anneyim Bu Arada kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Şimdi Okullu Oldu/k için 7 cevap

  1. Sanki üç otuzundaymış gibi yaptığın yorumlara nasıl güldüm anlatamam.. Ancak yine de senin okul çağında çoktaaan bozulmuş olan eğitim sisteminin hasretle yâdedildiğini okumak bir anlamda mutlu etti beni. Sen de haklısın bir anlamda şimdiki eğitim sistemine ve “yannız” “yannış” “nası yâni??” diye konuşan giyiminden adım atışına kadar öğretmene benzemeyen varlıkları gördükçe, o devrin de hakkını da yememek lâzım..
    Çünki çok yakın bir geçmişte blogdan sanal olarak tanıdığım bir hanım kitabımı imzalarken, “sevgili meslektaşım” yazmamı istememiş ve “öğretmen olduğumu söylemeye utanıyorum” demişti.. Vah ki vah onun ve onun gibi nicelerinin öğrencilerine.
    kolay gelsin orkidem..

  2. Abisi der ki:

    …işte beklediğim yazı ! bir abinin anatomisi 🙂
    I egri vit yu may sistır, ben de gıcığım ödeve deee, çocuklara daha 5,5 – 6 yaşında gelecek kaygısı yaşatmaya daaa, eline steve amcasının ipad’ini aldığında yeminle yapmadığı hiçbirşey kalmayan fıstığımın; kalemle elyazısı gerizekalıklarını yazmaya çalışırken annesi tarafından “kızım yazsanaa!!!” , “sil şimdi, doğru yap şimdi!!!” diye azarlanıp yüzünde o ilk defa yaşadığı ” ulan ne oluyo?” ifadesini görmeye deeeee….
    toptan gıcığım !
    yazını paylaşıcam feysbukumda…millet de gıcık olsun ! [ulan ya bana gıcık olurlarsa? …enaaaammm !!! ]

  3. ezgi der ki:

    Ev ödevini ailesiyle yapan bir öğrenci hayal ediyorum.Benim verdiğim ödevleri okul sonrasında yine öğrencilerimle yaptığım zamanlar aklıma geliyor,hayalim gözümde daha da büyüyor.
    Sonra yine koccaaamaaan bir okulda öğretmen olduğumu düşünüyorum.Velilerin istekleri,memnuniyetsizliklerini ifade eden tavırları hatta ve hatta BİLMİŞLİKLERİ ile üzerimde hakimiyet kurmaları geçiyor gözlerimin önünden…
    Çocuklarını minicik bir ödülle mutlu da edemem ki!
    Kalemin üzerine etiket yapıştıranlara güldüm.Genelde benim dolabımda boyalar olur.Boyaları ben alırım,onlar kullanırlar.Paylaşmalarını seyrederim uzaktan,bencil olmasınlar isterim.Ben aldığım için daha da dikkatli kullanırlar her şeyi.
    Geçenlerde 6.sınıfa geçen bir öğrencimin ağladığını gördüm.Babası ona siyah takım elbise almış,fakat müdür okula uymadığı için ona bağırmış ve ona küçük gelen bir takım elbiseyi giymesini istemiş.
    “Ama bana siyah takım elbise yakışıyor!”diye söylüyor,yaşları elbisesinin üstünde benekler oluşturuyordu.
    Ahh çocuk,üzülme!dedim.Bir gün bizim sadece “fikir”lere önem verdiğimiz bir eğitim sistemi olacak.Tek sıra olmak,tek tip olmak belki tarihe karışacak…
    Belki…
    Benim başlangıç hikayem olmadı hiç…Annemin çalıştığı okula onunla gidip geldiğim için okulu iyi tanıyordum.Annem genelde beni birinci sınıfa götürür,arka sıralarda sessizce oyalanmamı isterdi.Ben oyalanmaktan çok dersi dinlemişim.Sayfaları kırışık-karışık defterime tahtadakileri yazarak okumaya geçmişim.Daha sonra da zaten ben de o sınıfın bir öğrencisi oldum.Ben hiç ağlamadım yani:)
    Önlüğüm değil de hafızamda en çok kalan şey saçlarımın sıkıca toplanıp beyaz kocaman tokalarla sabitlenmesiydi:)Ben o haldeyken Japon çizgi karakterlerine benzerdim.

  4. Tolga ACAR der ki:

    1980 Eylül ayı, ülkemde askeri darbe olmuş, postal sesleri var sokaklarda ve ben siyah önlüğümle -beyaz yakalı- annemle okul yolundayım. Okul evimize çok yakın, annem beni öğretmenime teslim edip eve dönüyor. Ben de çok iyi anımsıyorum o günleri.
    Sonrası ise su gibi akıp gidiyor, ilk öğretmenimin deyimiyle “zehir gibi” bir çocuktum.
    Geçmişten ben de kopamıyorum. Geçmişte değil ama geçmişle yaşıyorum. Çıkarlarıma ters düşse de ilkelerimden ödün vermeden…
    Eğitim sistemimiz geldiği yeri ve yeni kuşak öğretmenleri burada eleştirmek gereksiz. Toplumsal değişim bu yönde ne yazık ki.
    Yazını okuyunca ılık bir nostalji yaşadım, teşekkürler geçmişte kalmayan arkadaşım.

  5. nuManaGa der ki:

    Ödev hususundaki düşüncelerinize bir öğretmen olarak sonuna kadar katılmaktayım. Bütün yük velilerde ne yazık ki. Kabahati yeni kuşak öğretmenlerimizde aramak yanlış olur. Bunlar yeni sistemin getirdikleri. Ne kadar yararlı olduğu tartışılır… Çocuklarımızın geleceği parlak olsun!

  6. O yıllarda ilkokula başlama yaşı yediydi. Henüz altı yaşımda heves edip çok zırladığım için benim de kayıt dışı okula girmeme izin verdiler. Hani belki 3-5 gün sonra sıkılıp gider diye…Ama sıkılmadım ve devam ettim. Okumayı söktüm ve Nevra Öğretmenin gözüne girdim. O da müdüre rica etti ve 2 ay sonra kaydım yapıldı.

  7. özlem der ki:

    çocuk bir üst sınıfa geçtiğinde de durum farklı değil bilgin olsun,uzaylı veli çocuk 1.sınıfta da olsa 10.sınıfta da olsa aynı veli…
    bkz.ben
    geçenlerde veli toplantısı vardı yine etrafı seyrettim,bazı velileri dehşet içinde gözlemledim:
    Şunu gördüm:
    özel okula vermişler ya çocuğu ,veli de özel olacak onların çocuğu da…
    vah vah dedim işte Türkiye gerçeği.
    bana gelince;
    annem aynı ilkokulda öğretmendi malumunuz ,5 sınıflık mütevazi okul,heyecan yok,önlük siyah,kolalı yaka boynu keser,annem sormaz bile ödevini bitirdin mi diye,çünkü bitmiştir.Zaten kadıncağız hem çalışsın hem 3 çocuk,kendi kendimize çözmüştük herşeyi.
    Yeni nesil bu şekilde yetişirse yapamadıklarının başaramadıklarının sorumlusunu hep sistemde ya da başkasında arayacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir