Sanalım, Sanalsın, Sanal

Birkaç gün önce sadece blogcudaki yazılarından tanıdığım ve bana “Ablacık” diyen dünya tatlısı bir insanla tanıştım. Keyifli sohbetimiz sırasında sanal alanlarda birbiri ile temas kurmanın olumlu/olumsuz yönlerini konuştuk bir süre. Sonrasında düşünmeye devam ettim. İster blog dünyasından tanıyın, ister adına MSN, ICQ denilen sohbet araçlarından ya da herhangi bir forum sitesinden veya facebook’dan; Tanımak? Hiç de doğru bir kelime değil bu. Tanıdığımız ya da tanıdığımızı sandığımız, aslında o kişinin ya da kişilerin sanal alandaki kimlikleri. Neden mi?

Yüksek lisans tezimin konusu genel olarak sanal alanlarda kişilerin yarattıkları sanal kimlikler üzerineydi. İnsanların nasıl da “Değiş tonton” misali şekilden şekle girdiklerini yüzyüze iletişim kurmadan da anlayabilmek, anlamlandırmak ve bunu ispatlamak oldukça  zor bir süreçti.  Çok değişik bir deneyimdi benim için; 4 ay boyunca yaklaşık 30 kişi ile sohbet etmek ve bunu da “Arkadaş Bulsana” isimli  modern bir çöpçatanlık sitesinde yapmak… 4 ay boyunca kadın/erkek konuştuğum (aslında yazıştığım) herkesi mercek altına almıştım. Saatlerce yazışmış, kendilerini bu alanlarda nasıl sunuyorlar, neleri ön plana çıkarıyorlar, kendilerini nasıl tanıtıyorlar incelemiştim. Aslında bu sadece çöpçatanlık sitesine özgü bir durum da değildi. Blogunuza yazı yazarken de facebook’da paylaştığınız yazılarda da, görsellerde de kendini belli ediyor. Başkalarına neyi göstermek istiyoruz? Daha doğru bir anlatımla “Benim hakkımda fikir sahibi olmak için ben neleri paylaşıyorum? Neleri paylaşmayıp kendime saklıyorum?” Gördünüz mü hiç; “Ben çok kıskanç bir insanım” diye profiline yazı yazanı? “Çok kiloluyum ve bundan dolayı mutsuzum” diyen duydunuz mu? “Ben aslında kendimden nefret ediyorum” ??? Bunların hiçbirine kolay kolay rastlayamıyorken herşeyi güllük gülüstanlık olarak ifade ediyoruz; “Şunu yaptım, buraya gittim, şunu yedim”. “Bakın bu müzik tarzını severim, ben bunları okurum, ilgi alanlarım şudur, dini görüşüm budur, politik düşüncelerim bunlardan ibarettir”. Tüm bunlar bizler kendimizi nasıl yansıtmak istiyorsak, o alanda, ona göre şekillenen veriler aslında. Hayvansever olmayabilirsiniz ama öyle görünebilirsiniz. Bu çok kolay. Başkalarının hafızasında nasıl bir iz bırakmak isterseniz buyrun yazın, paylaşın, birkaç tuş darbesi sadece.

Sanal alanlarda başka bir kimliğimiz var, başka bir “Ben” yaratıyoruz. Yanılgı payı çok yüksek. Toplumca onaylanmış, değer gören, sevilen, beğenilen ne kadar yönümüz varsa bunu öne çıkarırken, zayıflıklarımız, güçsüzlüklerimiz veya kabul görmeyeceğini bildiklerimiz sümen altı ediliyor. Başka başka kimlikler yaratılıyor. Tezimin araştırması sırasında benimle iletişim kurmak istemeyen kişilere karşı türlü kimlikler de geliştirmiştim. Kimisi için 20 yaşında bir erkek oldum, hatta en harbi delikanlısından, kimisi için özgür, çılgın bir kadını oynadım. Karşımdaki neden hoşlanıyorsa değişti tonton Nihan ve başka statüde başka kimlikle biri oldu. Bu o kadar kolay ki.. İşin ilginç tarafı bir süre sonra yarattığınız bu ikinci, üçüncü kimliğe öyle çok alışıyorsunuz ki bir an için kendinizi o bile sanabilirsiniz. Kocaman ama kocaman bir yanılgı tüm bunların hepsi. Ne yapmak lazım? Her yazıştığımız ya da bir şekilde yazılarını okuduğumuz insanla yüzyüze tanışmak ütopya ötesi bir durum. Yalnız eğer kişi kendi adı ile yazmıyorsa ve gerçek hayattaki kimliğini ortaya koymuyorsa, yarattığı çok başka bir takma ad ile bu alanlarda varsa, işte aradaki uçurum giderek daha da büyüyor. Yani gerçek kişilikle yaratılan ya da oynanan kişilik arasındaki fark diyelim. Bir süre sonra kişinin kendisi de farkı ayırdedemiyor ve sonra başlıyor kendisine sormaya “Ben kimim?” Sahip olduğumuz sosyal statülerimizi de buralarda yansıtmaya çabalıyoruz bir yandan, “Bakın ben nasıl bir anneyim, ben iyi bir eşim, çalışan biri olarak şöyleyim”. Bunların hepsi sadece farklı bir kimlik yaratma gayesiyle değil elbette, masumane olanları ayırmak gerek. Ama kimse kimseyi gerçekten tanımadan benimseyemez. Bir minicik de olsa soru işareti hep kalır akıllarda. Önemli olan yarattığımız kimliklerle gerçek kimliğimiz arasındaki farkı mümkün olduğunca açmamaktır.

Toparlarsak;

Genel anlamda baktığımızda iletişim biçimlerinin daha çok teknoloji merkezli olmaya başladığı bir gerçek. 1970’lerden itibaren gözle görülür biçimde büyüyen teknolojik gelişmeler ve internet iletişiminin bireylerin gündelik yaşamlarının merkezinde yer almasından dolayı bireylerin iletişimlerindeki ilişkiler ağı da değişime uğradı ve bunun bir sonucu olarak, bu alanlar üzerinde farklı kimliklerimiz, etiketlerimiz de türedi diyebiliriz. Aslında sanal topluluklarda kişilerin bir takım faktörlerden etkilenerek gerçekte sahip olduklarından daha farklı ve başkalarınca daha fazla arzu edilen bir kimlik sunmaya yönelik bir çaba içerisinde oldukları ve bu nedenle sanal alanlarda sanal bir kurmaca içerisinde iletişimlerini sürdürdüklerini düşünüyorum. Ya siz?

Sevdiysen Paylaş
Bu yazı Ordan Burdan İçimden kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Sanalım, Sanalsın, Sanal için 13 cevap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir