Sanalım, Sanalsın, Sanal

Birkaç gün önce sadece blogcudaki yazılarından tanıdığım ve bana “Ablacık” diyen dünya tatlısı bir insanla tanıştım. Keyifli sohbetimiz sırasında sanal alanlarda birbiri ile temas kurmanın olumlu/olumsuz yönlerini konuştuk bir süre. Sonrasında düşünmeye devam ettim. İster blog dünyasından tanıyın, ister adına MSN, ICQ denilen sohbet araçlarından ya da herhangi bir forum sitesinden veya facebook’dan; Tanımak? Hiç de doğru bir kelime değil bu. Tanıdığımız ya da tanıdığımızı sandığımız, aslında o kişinin ya da kişilerin sanal alandaki kimlikleri. Neden mi?

Yüksek lisans tezimin konusu genel olarak sanal alanlarda kişilerin yarattıkları sanal kimlikler üzerineydi. İnsanların nasıl da “Değiş tonton” misali şekilden şekle girdiklerini yüzyüze iletişim kurmadan da anlayabilmek, anlamlandırmak ve bunu ispatlamak oldukça  zor bir süreçti.  Çok değişik bir deneyimdi benim için; 4 ay boyunca yaklaşık 30 kişi ile sohbet etmek ve bunu da “Arkadaş Bulsana” isimli  modern bir çöpçatanlık sitesinde yapmak… 4 ay boyunca kadın/erkek konuştuğum (aslında yazıştığım) herkesi mercek altına almıştım. Saatlerce yazışmış, kendilerini bu alanlarda nasıl sunuyorlar, neleri ön plana çıkarıyorlar, kendilerini nasıl tanıtıyorlar incelemiştim. Aslında bu sadece çöpçatanlık sitesine özgü bir durum da değildi. Blogunuza yazı yazarken de facebook’da paylaştığınız yazılarda da, görsellerde de kendini belli ediyor. Başkalarına neyi göstermek istiyoruz? Daha doğru bir anlatımla “Benim hakkımda fikir sahibi olmak için ben neleri paylaşıyorum? Neleri paylaşmayıp kendime saklıyorum?” Gördünüz mü hiç; “Ben çok kıskanç bir insanım” diye profiline yazı yazanı? “Çok kiloluyum ve bundan dolayı mutsuzum” diyen duydunuz mu? “Ben aslında kendimden nefret ediyorum” ??? Bunların hiçbirine kolay kolay rastlayamıyorken herşeyi güllük gülüstanlık olarak ifade ediyoruz; “Şunu yaptım, buraya gittim, şunu yedim”. “Bakın bu müzik tarzını severim, ben bunları okurum, ilgi alanlarım şudur, dini görüşüm budur, politik düşüncelerim bunlardan ibarettir”. Tüm bunlar bizler kendimizi nasıl yansıtmak istiyorsak, o alanda, ona göre şekillenen veriler aslında. Hayvansever olmayabilirsiniz ama öyle görünebilirsiniz. Bu çok kolay. Başkalarının hafızasında nasıl bir iz bırakmak isterseniz buyrun yazın, paylaşın, birkaç tuş darbesi sadece.

Sanal alanlarda başka bir kimliğimiz var, başka bir “Ben” yaratıyoruz. Yanılgı payı çok yüksek. Toplumca onaylanmış, değer gören, sevilen, beğenilen ne kadar yönümüz varsa bunu öne çıkarırken, zayıflıklarımız, güçsüzlüklerimiz veya kabul görmeyeceğini bildiklerimiz sümen altı ediliyor. Başka başka kimlikler yaratılıyor. Tezimin araştırması sırasında benimle iletişim kurmak istemeyen kişilere karşı türlü kimlikler de geliştirmiştim. Kimisi için 20 yaşında bir erkek oldum, hatta en harbi delikanlısından, kimisi için özgür, çılgın bir kadını oynadım. Karşımdaki neden hoşlanıyorsa değişti tonton Nihan ve başka statüde başka kimlikle biri oldu. Bu o kadar kolay ki.. İşin ilginç tarafı bir süre sonra yarattığınız bu ikinci, üçüncü kimliğe öyle çok alışıyorsunuz ki bir an için kendinizi o bile sanabilirsiniz. Kocaman ama kocaman bir yanılgı tüm bunların hepsi. Ne yapmak lazım? Her yazıştığımız ya da bir şekilde yazılarını okuduğumuz insanla yüzyüze tanışmak ütopya ötesi bir durum. Yalnız eğer kişi kendi adı ile yazmıyorsa ve gerçek hayattaki kimliğini ortaya koymuyorsa, yarattığı çok başka bir takma ad ile bu alanlarda varsa, işte aradaki uçurum giderek daha da büyüyor. Yani gerçek kişilikle yaratılan ya da oynanan kişilik arasındaki fark diyelim. Bir süre sonra kişinin kendisi de farkı ayırdedemiyor ve sonra başlıyor kendisine sormaya “Ben kimim?” Sahip olduğumuz sosyal statülerimizi de buralarda yansıtmaya çabalıyoruz bir yandan, “Bakın ben nasıl bir anneyim, ben iyi bir eşim, çalışan biri olarak şöyleyim”. Bunların hepsi sadece farklı bir kimlik yaratma gayesiyle değil elbette, masumane olanları ayırmak gerek. Ama kimse kimseyi gerçekten tanımadan benimseyemez. Bir minicik de olsa soru işareti hep kalır akıllarda. Önemli olan yarattığımız kimliklerle gerçek kimliğimiz arasındaki farkı mümkün olduğunca açmamaktır.

Toparlarsak;

Genel anlamda baktığımızda iletişim biçimlerinin daha çok teknoloji merkezli olmaya başladığı bir gerçek. 1970’lerden itibaren gözle görülür biçimde büyüyen teknolojik gelişmeler ve internet iletişiminin bireylerin gündelik yaşamlarının merkezinde yer almasından dolayı bireylerin iletişimlerindeki ilişkiler ağı da değişime uğradı ve bunun bir sonucu olarak, bu alanlar üzerinde farklı kimliklerimiz, etiketlerimiz de türedi diyebiliriz. Aslında sanal topluluklarda kişilerin bir takım faktörlerden etkilenerek gerçekte sahip olduklarından daha farklı ve başkalarınca daha fazla arzu edilen bir kimlik sunmaya yönelik bir çaba içerisinde oldukları ve bu nedenle sanal alanlarda sanal bir kurmaca içerisinde iletişimlerini sürdürdüklerini düşünüyorum. Ya siz?

Share
Bu yazı Ordan Burdan İçimden kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Sanalım, Sanalsın, Sanal için 13 cevap

  1. Murat (the abi ) der ki:

    Entellektüel yoğunluğu yüksek bir yazı olmuş. Keyifle okudum. Bir zamanlar ICQ’nun ilk zamanlarındaki müthiş performansım aklıma geldi 🙂 Berkay’ın da destekleriyle kişisel web sayfası bile yapmış, icq’da tanıştıklarımı buraya buyur etmiştim. Hey gidin 🙂
    Kardiiiş, ben yine de senin ” kuymaktan” , “butçuğun maceralarından” , “gönül telimi titreten eski anılarından” ve bunları bu blogda okumaktan keyif alıyorum 🙂
    Eksenini biraz kaydır emi ! 🙂
    AbiSU 🙂
    ****************************
    Peki, gerekli mesaj alınmıştır the abisi 🙂

  2. hasret senfonileri der ki:

    Yazdığım sayfa dolusu yorum silindi gitti iyi mi… Ne yazdığımı da hatırlamıyorum .. Ama çok hassas olduğum ve aslında hiç değinmek istemediğim bir konu olduğunu biliyorum..

    Ancak, çevirdim şimdi madalyonun öbür tarafını!!!! Kişi, sadece “BEN” yaratmıyor sevgili Nihan… sadece ben yaratsa ne iyi.. eğlenir gider… ya da bir süre öyle olduğunu sanıp mutlu olur..ya da sonunda mutsuz olur!!! Ama işin en vahimi bu sanal denilen alemde insanın bir “O” yaratması !.. “Nasıl tanıtılıyorsaya” inanmasının üstüne.. bir de “nasıl olmasını istiyorsa” yı eklediğinde ortaya çıkan erişilmez tipin, sonuçta vazgeçilmez olması!..

    Tereciye (bilgi açısından) tere satmak değil elbette niyetim.. “tecrübe konuşuyor” da diyemem.. diyebilseydim keşke!!!!

    Her konuda olduğu gibi bu konuda da a-normal bir kadın olduğumdan bloğuma önce fotoğrafımı koydum… sonra da Tarancı’ya sitem ede ede yolun sonuna geldiğimi ruhen reddetip yaşımı yazdım.. Ve Nietczsche ye hak verip sayafamın başına da ekledim…
    “Kişinin kendinden (doğru olarak) bahsetmemesi soylu ( soysuz) bir ikiyüzlülüktür..”

    Not: parantez içleri tarafımdan yazılmıştır.. Fikir bana aittir.. (ve çok doğrudur) 🙂
    ***********************************
    Yorumunuzu okuyunca iyi ki silinmiş ilk yazdığınız dedim içimden. Çünki bu yazdıklarınız öyle gerçekçi ve samimiydi ki… Zaten bu konuyu seçiş amacım günümüzde iletişimin sanal bir çağ yaşamasından ve malesef bu türün içerisinde çok yanılgı oluşundan… Her ne olursa olsun hiçbir zaman yüzyüze iletişimi hiçbir iletişim türüne değişmiyorum.
    Parantez içlerine de sonuna kadar katılıyorum.

  3. Tolga ACAR der ki:

    Ben de bir kaç gün önce, senin gibi blogcudaki yazılarından tanıdığım ve sonrasında “msn”de günlerce, saalerce sohbet ettiğim, -tesadüfe bak- bana “abicik” diyen dünya tatlısı da laf mı, kainat tatlısı bir insanla tanıştım. Sımsıcak yazıları vardı söz konusu insanın, kendi de en az yazıları/sohbeti denli sıcaktır diyordum, yanılmamışım…
    Halbuki sanalda kurulan arkadaşlıkların samimiyetine inanmazdım, “realize” edildiğinde hayal kırıklığı yaşama olasılığının fazla olduğunu düşünüyordum, yanılmışım…
    Sanalda yaşananların, yazılanların, ortaya konulan kişiliklerin gerçekliği yansıtmadığı konusundaki eleştirilerine katılıyorum. Yazın makale tadındaydı.
    Konuya ilişkin olarak iletişim akademisyenleri Mutlu Binark ile Mine Gencel Bek’in sanırım birkaç yıl önce yazdıkları kitap “Toplumsal Paylaşım Ağı Facebook”un okunması gerektiğini düşünüyorum; kitapta, facebookta insanların mutlu olabildiklerinden, “görülüyorum öyleyse varım” düşüncesinden, gözetleme, gözetlenme dürtüsünden vb. söz ediliyor.
    Bu arada ikimiz de aynı insanla tanıştık, okuyucular anlamışlardır.
    Sanal dünyada başlayan arkadaşlıkların yüzyüze iletişim yolu ile gerçek dünyaya taşınmasından söz etmişsin canım arkadaşım, bunun tersi olası değil mi? Bizim gerçek dünyada başlayan arkadaşlığımız -büyük ölçüde- sanalda devam etmiyor mu?
    **********************************
    Çok, çok güzel bir yorumdu Tolga, çok haklı tespitlerle dolu. Ehh son cümlede ne anlamam gerektiğini de çok çok iyi anladım 🙂

  4. sanal ezgi:) der ki:

    Yağmurun deli gibi yağdığı o yolda gülümseyerek yürüdüm. Birkaç kişi bana garip baksa da hiç tanımadığım birisiyle tanışacak olmanın verdiği heyecanla dörtlüleri yakarak gelen o tatlı arabaya doğru yürüyerek onları umursamadım bile…Seni tanıdım. Gülümseyişlerim bitmedi…
    Seni tanımayı çok sevdim ablacık…
    Keyif veren tatlı sohbetin ve konuştuğumuz konuyu aktardığın güzel yazı için teşekkürler.
    *********************************************
    Artık sanal değilsin Ezgiciğim, sana “sanalsın sen, sanal kal” demeyi de hiç düşünmedim 🙂 Bu yazının ilham kaynaklarından biriydin ayrıca.
    Seni tanımak gerçekten güzeldi.

  5. Güven der ki:

    Mende konuşacaaaaaam 🙂 İlkönce kutluyorum seni. İyi bir çalışma. Beş dakikada okuduğumuz ve adına “ben-biz” dediğimiz kendi dünyamızın iyi ve sabırlı çalışmaların ile sorgulanması, irdelenmesi çok yerinde olmuş.

    Sanal dünyanın sanallığı, gerçekliği hep tartışılacak. Bu dünya kıyamet sonrası veya kıtklıktan çıkmış büyük kalabalık için harika bir sunum olarak yapıldı.

    Sonuç; şaşkınlık, kurnazlık, komiklik, sanatsallık, dostluk, şüphecilik, yenilik ve gerçek hayatta bu dünyadan uzakta olsaydık göremeyeceğimiz, duyamayacağımız bir sürü olaya, saptamaya tanık olduk.

    Sanırım büyük kalabalık; bu sihirli dünyanın GERÇEK dünya ile kesişeceğini unuttu. Bir gerçek var ki (kendi adıma söylüyorum) ister sanal, ister mektup-telefon birlikteliği olsun; bedeni olan ruh; koklamayı, hissetmeyi, dokunmayı, sevgiyi, dostluğu, önemsenmeyi arar bir gün. İşte o zaman; sanalın doğruları ile eğrileri çıkar ortaya. Bir kültür haline getirmişlerin sanalı harika bir gerçeğe dönüşürken, gölgelerde oynayanların sanalı ise; harika bir şaşkınlığa, korkuya, cehenmeme dönüşür diye düşünürem 🙂

    Oh yoruldum yahu! Nasıl toparlaycağım, nasıl içinden çıkacağım diye zorlandım vallahi 🙂
    ************************************************
    Özellikle sihirli dünyanın gerçek dünya ile bir gün kesişeceğini kimsenin tahayyül etmemesi fikrine katılıyorum. Sanal alanda bile yine de kişiler bir parça da olsa ne olduklarını gösterebiliyorlar, en azından ipuçları sunabiliyorlar.
    Güzel ve düşündürücü yorumun için teşekkürler.

  6. semra der ki:

    Teknolojinin yan etkileri…teşekkürler sevgiyle

  7. Arzu Sarıyer der ki:

    Sevgili Nihansu,sevgili kardeşim ne zamandır sayfana gelip yorum yazmak istedim ,kismet bugüne imiş.Yazını çok dikkatle okudum,çok önem verdiğim bir konu.Korktuğum bir konu aynı zamanda…Sanal denilen bu dünyada birçoklarına göre yeni de sayılırım.Biraz dikkat,yıllarımı verdiği ilkelerime uygunluk aradığım…
    Selam ve sevgilerimle.
    ***************
    Ziyaretiniz için öncelikle teşekkür ederim. Haklısınız, dikktli olmak ve sanal ile gerçeği karıştırmamak gerekiyor.

  8. Sanal alemin içinde olmayı hem seviyorum ,hem sevmiyorum.
    gerçeği yansıtıp yansıtmadığı konusundaki kuşkular samimiyete engel teşkil ediyor.
    Dokunmadan dostluk da olur mu zaten
    sesini duymadan
    iki lafın belini karşılıklı oturup kırmadan…
    sanal alem sanal olarak kalsın, ben faydalarını içinden cımbızla seçip olduğu kadarıyla yetinip yürüyüp gitmeliyim.
    Madem çağın getirdiği budur uyum sağlamalı ama dokunmak gerçeğini unutmadan.
    eline sağlık.
    ******************************
    Dengede tutmak en önemlisi, her iki iletişim biçiminin de artıları eksileri var, dozu iyi ayarlama meselesi bu. Ve yine bir kez daha tekrarlıyorum, en kral iletişim; yüzyüze iletişim 🙂

  9. müjde der ki:

    Sevgili Nihan, sanal alem konusunda az bile yazmışsın, ‘değiş tonton’ demişsin ya, bugünkü Hürriyet’te internette chat yaparken tanıştığı herifle yaşamaya başlayan bir kadının (kadın bir anne ve minik oğlu varmış) 4 yaşındaki oğluna yaptığı işkenceler (tırnak sökmek dahil) yazıyordu! Haberin başlığı da şöyleydi “bunu yapan insan olamaz”. Valla -SÖZ MECLİSTEN DIŞARI- ben sanal ortamdan gerçekten korkuyorum, o yüzden hayatımda kimseyle chat yapmadım çünkü bu tür haberleri hep okuyordum, temkinli davrandım, (zaten chat yapacak yaşta da değilim 🙂 insanı paranoyak da yapıyor bu ortam, mesela ben forum sitelerinde ve blogcuda resmen düşman edindim! Huyum kurusun, başbakan vs. dinlemiyorum verip veriştiriyorum, doğru bildiğimi söylüyorum yazıyorum, tehdit edenler bile oluyor, durduk yerde sinirini bozuyorsun, bu arada ben “hakkımda” kısmına hiçbir şey yazmamayı uygun gördüm, senin yazdığın gibi güzel şeyler yazsam kendini övüyor olacağımı düşünüyorum, dediğin gibi kimse kendisini kötülemez 🙂 ben gerçi başkasına yorum yazarken paranoyak olduğumu vs. itiraf ediyorum 🙂 bugün olduğu gibi:) ama yazdığın gibi açık açık kendisini kötüleyen olursa da o zaman zaten o kişiye yaklaşmıyorum, araya mesafe koyuyorum, garip bir şey ama benim başıma geldi, zaten paranoyağım bana öyle bir şey söylenirse başka türlüsünü yapamamam..neyse başını ağrıtmayayım…blogcudan da bıktım sanal ortamdan da, yakında tamamen bırakmayı hatta adsl’mi kapatmayı düşünüyorum her ay 29 lira tasarrufum olur en azından…SEVGİLERİMLE
    ******************************************
    Aslında herşey bir tarafa yani yaşanan ya da paylaşılan güzellikler bir tarafa bazen bana da oluyor bu durum; internetten tamamen elimi ayağımı çekmek, sanal ortamlardan olabildiğince uzak kalma hissi, çok iyi anlayabilirim seni Müjdeciğim.

  10. Bünyamin der ki:

    Aslında hepimiz “Cuma” sını arayan Robenson’larız.
    Real veya sanal o kadar önemli de değil.
    Hatta sanalın bir de avantajı var.
    Cuma namzeti hem sanal, hem de banal olunca;
    “ignore” den “delete” kadar bir tık a kalmış işi.
    Lakin realdeki banallardan kurtulmak o kadar kolay olmuyor.
    İsterseniz real çevrenize bir bakın.
    Epey “disconnect” olamadığınız perşembe’ler göreceksiniz…
    **************************************
    Bu yoruma ekleyecek bir söz bulamıyorum, sadece hala gülümsüyorum 🙂
    Yine de ekleyeyim; sadece tuş darbeleriyle şekillenen bir ilişkinin kurulması da çok kolay yıkılması da…
    Neyseki haftanın yedi günü var!!!

  11. Canan Özkazanç der ki:

    Psikoloji Bölümüne öğrenci olarak girdiğimde okuduğum ilk kitap Doğan Cüceloğlu’nun yanlış hatırlamıyorsam İnsan İnsana adlı kitabıydı. O kitapta okuduğum Cüceloğlu’nun Charles C. Finn’den çevirdiği Maske adlı şiirinden çok etkilenmiştim. Hepimizin maskeleri ve toplumsal rolleri var. Her erkek ve her kadının… Şöyle bir kendime bakıyorum da bu maskelerimden çoğunu kendimle başbaşayken bile çıkartamıyorum!! Üstelik ortada bir “yalnızlık” hissi varsa sanal-reel farketmiyor, yalnızlık paylaşılmıyor…
    Diğer taraftan, şöyle bir bakıyorum da hayatıma, bir üstteki yorumu yapan, aramızdaki dostluğu uzun yılların eskitemediği Bünyamin ve sen blog vesilesiyle tanıdığım Nihan…Her ikinizle de belki bir tesadüfle tanıştım ama bak işte buradayım ve paylaşabiliyorum. Önemli olan da galiba bu…

    Bu da o bahsettiğim şiir: :)))

    MASKE

    Bana aldanmayın!

    Yüzüm bir maskedir,

    Sizi aldatmasın.

    Binlerce maskem var,

    Çıkarmaya korktuğum,

    Ve,

    Hiçbiri ben değilim…

    Olmadığımı göstermek

    İkinci doğam oldu.

    “Kendinden emin biri” dersiniz,

    Sanki güllük gülistanlık

    Benim için herşey…

    Adım güven belirtir,

    Ve,

    Oyunumun adı”Ağırbaşlılıktır”.

    İçimde ve dışımda denizler sakin,

    Her şeyin kumandanı ben…

    Kimseye gereksinme duymayan

    Ben…Fakat, inanmayın bana,

    Lütfen!…

    Herşey dışta düzgün ve cilalı,

    Hiç yıpranmayan, her zaman saklayan

    O maske!..

    Altta ne güven ne de rahatlık…

    Altta,

    Karışıklık, korku ve yalnızlık içinde bocalayan

    Gerçek ben!…

    Ama saklarım bu gerçeği savunuculukla…

    Kimsenin bilmesini istemem…

    Zayıf taraflarımı düşündükçe

    Titrer ve sararırım..

    Ya başkaları görürse iç dünyamı…

    Gerçek ben ve yalnızlığımı!

    İşte,

    Maskelerimi onun için takarım…

    Onun için, arkalarına saklanacak

    Maskeler yaratırım…

    Onlar,Gösterişte kullanabileceğim

    Parlatılmış yüzlerim.

    Beni korur, bakan gözlerden…

    Beni olduğum gibi kabul edecek,

    Sevecek

    Bakışları bulamazsam,

    Solacak kuruyacak gerçek ben…

    Ve,

    Ben bunu biliyorum.

    Beni kendi maskelerimden kurtaracak,

    Kurduğum hapishaneden kaçıracak

    Diktiğim engellerden aşıracak,

    Beni seven,

    Beni anlayan

    Bakışlar olacak.

    Bana,

    “Sen değerlisin” diyecek,

    “Maskesizken daha bir insansın”

    “Daha yakın, daha bir dostsun”

    Diyecek bir bakışa

    Beni gören bir bakışa

    Muhtacım…

    Benim yanıma sokulman kolay olmayacaktır!…

    Uyarırım seni dost!..

    Uzun yıllar kendini yetersiz hissetmiş ben,

    Sana kendini kolayca açamayacaktır…

    Bütün gücümle tutunacağım maskelerime

    Ne kadar sokulursan yakınıma,

    O denli şiddetli geri iteceğim seni…

    Kim olduğumu merak ediyor musun?

    Hiç merak etme…

    Ben çevrendeki

    Her erkek ve kadınım…

    Maske takan her insanım
    **********************
    Sanal alanlara haksızlık etmemem gerektiğini tanıdığım insanlar sayseinde anladım aslında. Başta eşiyle sanal alanda tanışıp evlenmiş biri olarak ve sonrasında Sevgili Cano senin gibi bir dostu yine bu alandan kazanan şanslılardan biri olarak söylüyorum bunu. Haklısın bir yerden sonra sanal ya da reel farketmiyor. Bu arada paylaştığın şiiri ben de çok severim ve her okuduğumda ne çok haklılık payı olduğunu düşünürüm.
    Seni ve güzel yorumlarını bu sayfada daha sık görmek dileği ile hoşgeldin Cano’m.

  12. onur kahraman der ki:

    yazıyı içerik bakımdan zengin bulduğumu belirtmek lazım…..yazıda dikkatimi çeken şey ise sanal kelimesi oldu….

    sanal nedir?peki sizin veya benim buraya yazdıklarımız sanal oluyor mu?neye göre sanal kime göre sanal?zaman ve mekan kavramları nasıl değişiyor….o zaman burda yazılanların hepsi yalan ve masaldan ibaret…..sonuçta sanalız biz….
    ********************
    Burada yazılanlar, yapılan yorumlar sanal değil bana göre. Sayfamın başında yazar; “Söz uçar, yazı kalır” diye. Bugünkü teknoloji ile her ne kadar sayfanın yerini bu alanlar almış da olsa buraya yazılanların da uçup gideceğini düşünmüyorum. Sanal olduğumuzu da düşünmüyorum, burada sanal bir kimlikle varolabilirim ancak bu, yaşamda gerçek bir birey olduğum sonucunu değiştirmiyor. Biraz da şeffaflıkla ilgili bir durum bu ve kişisel bir tercih. Kendi adımla yazmayıp farklı bir adla da varolabilirdim bu sayfada, belki o zaman daha sanal olurdum.
    Şüphesiz üzerinde daha sayfalarca yazılabilecek derin bir konu bu.
    Teşekkürler sanal dostum 🙂

  13. eda der ki:

    nihan ablacım..yazını canı gönülden destekliyor ve tebrik ediyorum..ellerine sağlık..

    sanal alem öyle bir şey ki,insan her istediğini diyebiliyor..rahatlıkla küfür edebiliyor,acımasızca eleştirebiliyor,çirkinleşebiliyor..benim bu konudaki tabirim ”klavyesi olan konuşuyor” .. aşık olduğumuz insana,utancımızdan söyleyemediğimiz duygularımızı mektup aracılığı ile dile dökmek gibi../rahat/..yolda,otobüste,markette duyduğumuz küfürlerin ,binlerce katı dandik bir fotoğrafın altına yazılabiliyor ve ben bundan çok sıkıldım..internet,sanal alem tabikide yararlı ve olmalı ama ben her açtığım sitenin altındaki yorumları okurken sinir oluyorum ve internetin insanları bu kadar /rahatlaştırabildiğine/ inanamıyorum..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir