Kendimle Sohbetler I

Dönem dönem oluyor bu “Kal gelme” durumları bana. Bazen peşpeşe yazılar yazabiliyorken bazen de çok sevdiğim bir blogcu arkadaşımın deyimi ile kendimi “Nadasa” bırakıyorum. Dün gece düşündüm; bloguma yazı yazabilmek için ille de günlük bir olaya ya da bir konuya mı ihtiyacım var? Dememiş miydim blogumu ilk oluşturduğumda; “Eskiden günlükler vardı yazılan, şimdilerde bu onların yerini tutuyor mu dersiniz?” diye…  Hadi tutsun bakalım bugün, işte ne yazacağımı planlamadan çalakalem yazıyorum.

Tipik bir yengeç burcu olduğum bilinir hatta Hain astrologa göre de “Sümsük” bir yengecim. Duyguların burcu, 6. hissi gelişmiş, evcil, anaç burçtur yengeç. Ehh ben de fazlasıyla nasibimi almışım bu özelliklerden. Ama nedense bu duygusallık bende gözyaşı olarak kendini gösteremiyor. Hemen her an ağlayabilen insanlara şaşkınlıkla bakıyorum. Bense boğazımın düğümünden yutkunamıyor, tüylerim diken diken oluyor ama o lanet gözyaşları akamıyor. Hatta bazen “Nihan burda ağlaman lazımdı normalde” diyorum kendime ama olmuyor. Sık sık gözyaşı damlaları kullanıyorum çünkü gözlerim iyice batışmaya başlıyor kuruluktan eğer kullanmazsam. Ama bana bir haller oldu bu son günlerde, içinde bulunduğum ruh durumundan mıdır nedir, herşeye ağlar oldum. Aaa bir bakıyorum gözyaşlarım akıvermiş. Bu kez de “Hayır Nihan burda ağlamamalıydın” diyorum kendime ama nafile… Edip Akbayram bir şarkı söylüyordu geçen gün televizyonda ona da ağladım. Niye neden bilmiyorum. Tıpkı hamilelikte yaşadığım duygular gibi bu kez de. Hatırlıyorum da akşam olduğunda, eşimi elinde ekmek almış merdivenlerde görünce ağlıyordum. Bu bile bana göre çok duygulanılacak bir görüntü idi. Anlamaz balık gözlerle bakıyordu bana eşim: “İyi de ne oldu, şimdi ne diye ağlıyorsun?” Gel de anlat, hormonlarım değişti, ben, ben olmaktan çıktım diye. Ben bile bilmiyordum ki niye ağladığımı.

Tamam bu çalakalemi daha fazla suya ve gözyaşına boğmak istemiyorum. (Hah tesadüf bu kadar olur ki; tam bu yazıyı yazarken Göksel’in son albümünden “Ağlamak Güzeldir” çalıyor, eski bir Sezen şarkısı. Bana boşver, ağla, ağlamak güzel demek istiyor herhalde)

Bugün kendimi çocuk filmi Madagasgar serisindeki zürafaya benzettim, hastalık hastası, sürekli vücudunda bir sıkıntı olduğunu düşünen vesveseli bir tipleme. Belki de son zamanlarda sıkça doktor doktor dolaştığım içindir. O kadar çok olumsuz haber duyuyoruz ve o kadar çoğalıyor ki hastalıklar, beynimiz bunları kodluyor galiba. Ve artık bana göre devir, bir yerinde bir sıkıntı mı hissettin, hemen doktora koş, atlama, kulak arkası etmeme  devri. Önceleri grip olurdum, öksürükten boğulurdum, ne bir ilaç alırdım ne de doktora giderdim, kendi kendime iyileşirdim. Ama artık kaldırmıyor bünye, yine inatçı davranıyorum, 2 hafta bekledim en son öksürük krizlerimin geçmesi için, geçmedi, doktora gittim ve “Bronşit olmuşsun” dedi, “Niye bu kadar bekledin ki?” Galiba çok abartmamak gerek ama aynı zamanda atlayıp es geçmemek…

Son günlerde yeni bir takıntım daha oldu, trafikte araba kullanırken yol çizgisi var mı yok mu diye bakmak. Aylardır Ankara’nın en işlek cadddelerinden biri olan Çetin Emeç Bulvarı’nda asfaltı yenilediler ama bir yol çizgisi çekmediler. Çoğu yerde de eskimiş, varla yok arasında çizgiler mevcut. Zaten şeridine hiç riayet etmeyen sürücülerle dolu ortalık, ki ben bunlara “Şeritsiz” diye bağırıveriyorum, bir de böyle olunca ortalık tam çorba oluyor. Nerde, ne zaman duymuştum hatırlamıyorum ama bir toplumun gelişmişlik düzeyini kaldırımlar ve yol çizgileri belirliyormuş. Biz galiba sınıfta kaldık yine!!!

Okuyanlar “Bu ne yaa, daldan dala bir yazı bu” diyebilirler ama dedim ya başta, mazeretimi bildirdim, bu kez içimden şu anda geçenleri çalakalem yazmak istedim, gerçek bir günlük gibi. İç sesimle konuşmak, hislerimi sadece kendimle değil de blogumla da paylaşmak istedim. Haa unutmadan; benden son özetler; elimdeki kitabın son 10 sayfasına geldim, bugün biter, müzmin diyetim devam ediyor, eşimin deyimiyle mehter takımı gibiyim, 2 kilo verip bir kilo geri alıyorum, işyerindeki yoğunluğum bir parça azaldı ama hala akşam 8’den önce evde olamıyorum, ne gazete okuyorum ne de televizyonda haber dinliyorum, bir süredir böyle bir haber perhizi yapıyorum, bolca müzik dinleyip film izlemeye çalışıyorum. Ve son olarak kısa bir tatile gidiyorum bu hafta sonu, 33 yaşımı devirip 34. yaşıma tatildeyken merhaba diyeceğim, bu, tatil öncesi sanırım son yazım.  Galiba duygularım da bu yazıdaki gibi biraz karman çorman, ama olsun, günlük niyetine blog yazısı da fena olmuyormuş. Hadi bakalım hangi konuya, hangi birine, ne yorum yapacaksınız merakla bekliyorum…

Share
Bu yazı Ordan Burdan İçimden kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kendimle Sohbetler I için 12 cevap

  1. Royalnote der ki:

    ‘Yalnız, insan gözleri ağlar.’ Andrew Marwell

    Yaşadıkça ve yaşananlar ruhumuza içten içe tarifsiz bir duygusallık bağışladıkça, daha da hassaslaşıyor yüreklerimiz… Hüznü demlemek ve ıtır bir kederi ağırlamakta, dolu dolu dökülen kahkalar kadar iyi geliyor bir zaman sonra… Ağlamanın, mucizevi hazzını keşfediyoruz…

    Bu durum özellikle daha büyük oluyor… En çokta, canlarından bir can da armağan ettiklerinde dünyaya…

    Tatile çıkıyormuşsunuz… İyi tatiller diliyor ve yeni tanıştığım bu güzel blogta, tatil dönüşü taptaze yazılar bekliyorum…

  2. Tolga Acar der ki:

    İnsan yaşlandıkça duygusallaşıyor, hassaslaşıyor.
    Çalakalem yazılmış olsa da keyifle okunan bir yazı.
    Çok konulu bir yazı; hangi birine yorum yazayım.
    Sonraki yazını bekliyorum.

  3. Özlem der ki:

    ağla mutlaka ağla tutma içinde
    bırak aksın gözyaşların
    aksın ve gitsin içini acıtan zehir
    zehir kalırsa zamanla birikir ,ülser yapar ,kist yapar…
    ağlamak gerçekten güzel
    yaşa bu güzelliğin tadını artık

  4. Nursu der ki:

    iyi tatiller diliyorum…

    doğum günün kutlu olsun….

  5. Benduras der ki:

    bir yaz sıcagında geldin dünyaya
    gözlerini açarken hayata vede
    dünyaya eminim ağlamıyordun
    gülüyordun,çünkü sen hayatı çok
    ama çok seviyorsun.
    Umuyorum hayat sana beklediğin kadar
    güzellikleri sunar.Hatta fazlasını
    Çünkü sen harika bir insansın
    her güzelliği yüreğinle hak ediyorsun…
    benduras 04.07.2009
    Sevgilerimle tüm güzellikleri sana istiyorum.Nice doğum günlerini sağlık sevgi ve de mutluluklarla kutlamanı diliyorum.Hayat yüzüne gülsün sevgili NİHAN.Tıpkı senin hayata güldüğün gibi…

  6. Antartika der ki:

    Nihan’cığım, dün facebook’ta panona yazamadım ama mesaj gönderdim umarım eline geçmiştir, doğum günün tekrar kutlu olsun canım arkadaşım, nice mutlu yıllara..
    trafiği, şeritleri kafaya takmamak lazım yoksa insan çıldırıyor, benim arabam yok ama kız kardeşimin arabasına her bindiğimde deliriyorum, kırmızı ışıkta durmamız suç oluyor arkadan daaat daaat korna çalıyorlar ya herkes maganda olmuş! Kardeşime dedim ki, “kızım iyi ki arabam yok, yoksa ben arabadan inip dalaşır sonunda kendimi öldürtürdüm ya da iyice bir dayak yerdim, Keçiören’in magandalarından!” :)))onun için boşver canım, bu magandalardan kurtulmak için İsviçre, Norveç, İsveç gibi daha medeni, az nüfuslu, okuma yazma bilmeyenlerinin oranının SIFIR olduğu yerlere göç etmek lazım -malum ülkemizde 7.5 MİLYON okuma yazma bilmeyen insan var, eee.bu her şeye yansıyor!..
    SEVGİLERİMLE TEKRAR MUTLU YILLAR CANIM

  7. Kalemlerin en güzel yazdığı yazılar, çala kalem olanlarmış.
    Editoryal düzeltmeler hiç bir yazıyı çok da fazla değerli kılmaz.
    Çala kalem yazmak; bazen hüzünden, bazen de sevinçten oluyor galiba.
    İkinci nedenden kaynaklanan “çalakalem” yazılarını okumak dileğiyle…

  8. Benduras der ki:

    Sevgili Nihan sen çalakalem de yazssan harika yazıyorsun.Bağlıyorsun insanı satırlarına,ayrılmak mümkün olmuyor ki..Mutlaka sonuna kadar okuyorum her gelişimde.Hangisine ne yazayım hep daldan dala atlamalar güzel,mükemmel.Güzel
    bir tatil geçirmişsindir inşallah.Döndüğünü biliyorum.Artık tatılını seninle beraber yazacağın yazıda yaşarız diyorum.
    Sevgiler yolluyorum.Eline saglık,yüreğine saglık.

  9. Canan der ki:

    Sevgili Nihan
    Normalde blog yazılarındaki yorum kısmına sevgili Nihan gibi cümlelerle başlanmaz…
    Mektuplar böyle başlar.
    Ama sen de günlüğüme yazar gibi çalakalem yazıyorum demişsin zaten.
    Bu tip yazılara eğer karşındakini hissedebilmişsen, canım-ciğerim diye de başlanabilinir :))
    Ankara’nın yollarında çizgiler ve yön ile yer bildiren tabelalar gerçekten çok zayıf be Nihan. Yollar böyle olmamalı. Ama bir insanın yolu zik-zaklar da çizse, engebe de olsa, bazen çıkmaza da çıksa onu anlatıyor galiba…
    Şu anda sabahın 4 ü ve ben de çalakalem yazıyorum.
    Bilmem anlatabiliyor muyum?
    Sevgiler Nihan…

  10. MERHABA SEVGİLİ YENGEÇ…

    Biliyorsun zodyaktaki en nadide burç yengeç ve oğlaktır.. Namerdim eğer yengeç olduğum için diyorsam!!!! 🙂 Ama gereçekten (kadın-erkek olarak çok farklıdır burç yorumları)bir erkek için yengeç burcu bir kadınla evli olmak ŞANSTIR.. Ve aynı şekilde bir oğlak erkeği ile evli olan kadın için de geçerlidir bu şans..
    Seni seviyorum duygusal.. fedakar… sömürülmeye gönüllü…her zaman affetmeye hazır… elinin bereketi sonsuz… yeemeği lezzetli…anaç yönü sıkıcı(!) YENGEÇ…

    TATİLDEYKEN BİLE EVİNİ ÖZLEYEN TEK BURÇTUR YENGEÇ…
    NİCE YILLARA SEVGİLİ NİHANSUM..

  11. Nursu der ki:

    selam vermeden geçemeyeceğim blog arkadaşlarımdan biri de sizsiniz.
    yorumunuz ve beğeniniz için teşekkür ediyorum.
    neden iki isim diye sormuşsunuz.
    efendim bende çocukluktan kalma bir saplantıdır iki isim.
    vaktiyle ismini çok beğendiğim ve çift isme sahip bir arkadaşım vardı sanırım ondan etkilendim.
    hemde kendi seçimini kendisi yapsın istedim en azından kullanabileceği bir ismi daha olmuş olur.
    saygılarımla…

  12. Akrepburcu58 der ki:

    Yine harika bir yazı yazmışsınız. Gönlünüze sağlık. Bu da bir yetenek işte. Ben de yazılar yazarım ama öylesine işte. Ama gerçekten sizin yazılarınızı büyük bir zevkle okuyorum. Devamını da bekleriz. Bu arada doğum gününüzü de kutlamak istiyorum. Sağlıklı, mutlu, huzurlu nice yıllara.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir