Always

Bon Jovi/Temmuz 2011/ nihansu

“18 yıl önce gelmişti değil mi Türkiye’ye?”

“Evet, evet, ben hatırlıyorum hatta 13 Eylül’dü.”

“Hadi canım!!!”

“İnan, inan…  Nihan bizim bir zamanlar google’ımızdı tarihler konusunda.”

Bu diyalogun akabinde sevgili ağabeyim ve nam-ı diğer manevi ağabeyim geçiyorlar “gogıl”ın başına ve gerçekten Bon Jovi’nin Türkiye’deki ilk stadyum konserinin tarihini araştırıyorlar, sonuç; 13 Eylül 1993.

Ahh bu hafıza, ah bu tarihleri unutamama, kimden miras bana bilmem ki? Bazen beynimin bu anlamda tarihlerden yana bir çöplüğe dönüştüğünü düşünmüyor değilim, bir de boşaltabilsem o gereksiz tarihleri…Amaaa Bon Jovi’nin yeri ayrı. Liseden mezun olduğum ve üniversite sınavını kazandığım yıl, imkanlarımla sadece Metallica konserine gidebilmiştim Bkz: 17 Yılda Bir  Hal böyle olunca da Bon Jovi’ye gidebilmek maddi imkanlar ölçüsünde mümkün olamayıp ağzımın suyu aka aka ağabeyimden dinlemiştim konserin detaylarını. O yıllarda ağabeyimin cep telefonu olsaydı eğer eminim bana konserden naklen yayın yapardı. Yeri gelmişken konserde farkettim ki “Apple” markası “iPhone” ile Türkiye’de patlama yapmış. Herkesin elinde bir iPhone, konserden görüntüler alınıyor, kayıt yapılıyor ve anında kutsal yüz kitabımıza aktarılıyor, bu da yetmiyor facebook’dan gelen yorumlara cevap yazılıyor. Ne kadar paylaşımcı olduk böyle? Anında bir stadyum konserini bile paylaşabiliyoruz, şarkıların ve ortamın büyüsüne kendimizi kaptırmak dururken!!! 2000’li yıllar konserlerin bile tarzını değiştirmiş diye düşünüyorum içimden.

Yine yoldayız, geçen yılki konser ekibimizle, sayımız daha fazla bu kez. İstanbul’u görmek, denizin kokusunu içime çekmek, dört  günlük mini bir tatil kaçamağı, havuz keyfi, sevdiğim insanlarla saatler süren sohbetler, devrilen bira şişeleri, açık havada köy kahvaltısı, bunlardan hangi biri ruh yorgunluğuna iyi gelmez ki? Hele bir de unutulmaz bir konser olunca yanında….

Bu kez bizim mâbede gidiyoruz konser için; Türk Telekom Arena’ya. Stadyum önü yine bir konserin büyüsüyle cıvıl cıvıl. Ve müziği de dev olan grup sahnede… Konsere gitmeden önce kendi aramızda “Şu şarkıyı söyler, bunu söylemez” diye konuşurken beklediğim tüm şarkıları seslendiriyor Bon Jovi, sadece “I’d die for you” ve “Runaway” çalınmıyor, söylenmiyor, olsun diyorum içimden. Bir ara üzerindeki tişörtü çıkarıp Türk Bayraklı Bon Jovi formasını giyiyor Jon, alkışları siz düşünün… Çok sıcak, samimi, fazla bir sahne şovuna ihtiyaç duymaksızın sesiyle ve müziğiyle büyülüyor stadyumdaki 40 bin kişiyi…

Kaçıncı doğumgünümde hatırlamıyorum, sevgili ağabeyim İstanbul’dan postayla Bon Jovi’nin Türkiye’de piyasaya çıkmış tüm albümlerini (kasetlerini) göndermişti bana hediye olarak ve de Türkiye’de yayınlanmayan ama korsan kaydının olduğu Japonya konserini. Günlerce dinlemiştim her bir albümü, her bir şarkıyı… Beni ortaokul yıllarımdan başlayarak zamanda yolculuk yaptıran şarkıları canlı olarak dinleyebilmek ve eşlik edebilmek bana göre bir ayrıcalıktı. Neredeyse her bir şarkının ayrı bir anısı ayrı bir tadı var zihnimde… Yine de ilk tercihim olmamasına rağmen sözleri ve anlamı itibariyle “Always” damgasını vuruyor geceye.

Ve konser sonrası düşünüyorum “always”lerimi… Vazgeçemediklerimi ve benim için her daim olacak insanları; önce yanımda eşime sarılıyorum ve de sonra bizim konser ekibine…

Konser ekibi (fotoğrafı çeken abisi karede yok) / nihansu

 Konserden Dipnotlar:

  • İlk defa bir stadyum konserinde alkolsüz bira satıldığına şahit oldum; tadı tek kelime ile iğrençti.
  • Türk Telekom Arena çok güzel bir stadyum ancak akustik olarak bir konser için iyi bir seçim değil. Otoparkından çıkış ise tam anlamıyla bir rezaletti.
  • Seyirci tarafından verilen Galatasaray atkısını jest olarak alan Jon Bon Jovi sanırım hayatında ilk kez yuhlandı, üstelik de sebebini dahi anlayamadan.
  • İletişim teknolojilerinin her türlüsünü konserde görmek mümkündü; telefon, fotoğraf makinesi, facebook, twitter, anında etkileşimli ve paylaşımcı bir iletişim.
  • Herşey bir tarafa rüya gibi bir konserdi.

    nihansu

 

 
Share
Bu yazı Ordan Burdan İçimden kategorisine gönderilmiş ve , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Always için 12 cevap

  1. Noyan der ki:

    Bir dahaki konser umarım 17 yil sonra olmaz. Arabada 2 koltuk da bize ayırın, bir dahaki konserde biz de olacağız..
    *****************************************
    Biz çok alıştık her sene bir konsere, umarım olmaz, iki koltuk sizin için ayrıldı bile 🙂

  2. aBİSİ der ki:

    nihansu-can; “Yazlık konser ekibimizle” bu yıl da keyifli anlar geçirdik cidden. Bon Jovi’nin profesyonelliğine hayran kaldım ben lan ! Yeminlen; 1993’de bu adamlar 18 yaş daha genç iken bu kadar enerjik değillerdi. Bu kadar kendilerini paralamamışlardı. Yazını okuyunca 93 yılında sana konser bileti alma konusunda niye daha fazla arka çıkmadım diye düşünüp üzüldüm. Aslında sorunun cevabını biliyorum; ne para ne zamanlama..hiçbiri değil! ben o yıllarda “sorumlu” abi modelinin çok dışında; kardeşini hayatına çok fazla katmayan bir abiydim. Şimdiki aklım olsa; Filizlerin o hemşire arkadaşıyla kaldığı eve seni bırakmaya gittiğim gün “kusura bakmayın!” der, evdekileri hırpalar, eve çıkman için baskı yapardım… Neyse; hüzünlendim bak şimdi… Fonda çalan “Living in Sin” ‘in etkisi olsa gerek… Living in sin ne mi ? e yuha… Youtube’a “Bon Jovi Living in Sin” yaz da dinle sevgili okuyucu! herşeyi de hemşiremden bekleme…
    ***********************************
    Kim inanırdı ki bir konser yazısının benim sevgili abisi’me bu yorumu yazdırıp böylesine samimi itiraflarda bulunacağına? Ben bile şaşırdım. Ne garip bense o yıllarda beni hayatına katmamanı bana verdiğin sınırsız özgürlük olarak değerlendirirdim 🙂
    Herneyse konser yorumundan şaşmadan sadece her iki konserde de bulunmuş biri olarak aradaki farkı özetlemen çok güzeldi.
    Nihan-can kardeş seni çok seviyor, sorumlu abi ol ya da olma…
    Şimdi Living in Sin’i dinleyeceğim 🙂

  3. YAZI KARAKTERİNİ DEĞİŞTİRMİŞSİN.. GÜZEL OLMUŞ.. YAPACAĞIM YORUM SADECE BU KADAR.. NEDENİNİ SEN BİLİRSİN 🙁
    ******************************
    Ahh canım Mamyciğim… Hususi olarak sadece sizi görmeye İstanbul’a geleceğim. Yine bir sırt çantam ve yanımda kahvem ile 🙂
    Yoksa konser arasına sıkıştırılmış bir ziyaret hem kısa olacaktı ve hem de benim için yeterli olmayacaktı. Oysaki sebzeli poğaçalarımızı (!) yerken sizin o enfes balkonunuzda saatler süren sohbeti ve şen kahkahalarımızı tercih ederim 🙂
    Bu arada yazı karakterinin de ilham kaynağı sizsiniz.

  4. Neyse ki arife tarih gerekmiyor orkidem.. Bekliyorum.
    *******************
    Aynı dili konuşmamızın etkisi olabilir mi? Ben de sabırsızlıkla İstanbul yolunu bekliyorum.

  5. Didem der ki:

    Bunca yil beklemeye degmis ha? Alkosuz bira ben de hic icmedim, yazdiklarindan sonra da icmem artik:) Kotuymus. Bon Jovi’nin yuhalanmasini anlamadim ve cok uzuldum.
    ****************************
    Kesinlikle sonuna kadar değdi. Alkolsüz bira denemediysen bence hiç deneme, gerçekten çok kötüydü. İnan ben de anlayamadım yuhalanmasını, adamcağız jest olsun diye ona uzatılan atkıyı seyircilere gösterince neye uğradığını şaşırdı. Ne bilsin Galatasaray atkısı olduğunu, yuhalayanları da içimden ben yuhaladım.

  6. Nazan Altuğ der ki:

    Tek kelime: Yanında olmayı çok isterdim, bir sonrakine birlikte…
    ****************************
    Canım Nazo’m, inan ben de çok isterdim. Konseri geçtim haftada bir gün seni göreyim buna da razıyım 🙂

  7. Çoksesli Müziğin sadece “klasik” müzikten ibaret olmadığını söylemişti önce. Bach’lar, Beethoven’lar, Çaykovski’ler ve de Mozart’lardan asırlar sonra da pek çok müzisyenin çok sesliliğin lezzetini sunabildiğni anlatmıştı. Bilahassa “rock” türünde müzik yapanları ve bu müziği dinleyenleri “işi bilenler” diye tanımlardı. Pop içinse arabeskten daha ağır eleştirilerde bulunurdu. Benim de, “senin soul cular da fena değil” diye gönlümü alırdı. Bir de bu müzikalite çemberine dahil gibi görünen bazılarının aslında bu müzikleri anlayacak, tadına varacak çapta bir alt yapılarının olmadığını ama sırf sosyalite ve ait olma kaygısıyla takıldıklarını…

    Resim bölümünde okumama karşın müzik öğretmenimle epey (hala devam eder) yararlı sohbetlerim olmuştur. Dediği gibi “rock” cular müzikten anlayan, işi bilen, müzikalitesi yüksek insanlardır. Ve fakat anlamadığım: böyle estetik zevke erişmiş insanın hala lümpen fanatik gibi futbol atkısı vermeler, yuhlamalar ilkelliğinde kalması….
    ****************************************
    İşte o kısmını ben de anlayamıyorum. Bu güzel övgüleri de kendi üzerime aldım 🙂
    Yalnız Rock müzik dinlemekle “Rocker” olmak arasında gerçekten ince bir ayırım var. Kimisi müzik öğretmeninin de dediği gibi bunu bir yaşam biçimi haline getirmeyi amaçlamış ve belli bir sosyalite kaygısıyla dinlemekte kimisi de benim gibi şu an dış görünüşüne bakıldığında uzaktan yakından ilgisi yokmuş gibi duran ancak gerçekten bu müziği keyif aldığı ve yüksek kalitede bulduğu için dinleyenler… Sanırım dinlenilen müziğin kaliteli insan olmaya etkisi yok gibi, malesef…
    Bu güzel ve doyurucu yorum için çok teşekkürler…

  8. Tolga ACAR der ki:

    İlk gençlik yıllarıma döndüm, yazını okurken. Gerçek bir rocker olmasam da -özgün müzik ve halk müziği yanında- rock müzik dinlerdim. Guns’n roses, Metallica, Bon Jovi, AC/DC ve Megadeth idi favorilerim. Bon Jovi’nin New Jersey kaseti aldığım ilk rock müzik kasetidir; “bad medicine” ve “I will there for you” şarkılarını anımsıyorum New Jersey’den.
    Arabesk müziğin zirvede olduğu yıllardan söz ediyorum, 80’lerin ikinci yarısı ve rock müzik dinleyen küçük bir azınlık var…
    İlk gittiğim konser 25 Mayıs 1990’da, Zülfü Livaneli konseriydi, kalabalık değildi, ee toplumsal iklim bugünkü gibi değil, insanlar korkuyor, 12 Eylülün aktörleri halen sahnede.
    Tarihleri unutmama konusundaki yeteneğini biliyordum ama bu denli iyi olduğunu tahmin etmiyordum. 18 yıl uzun bir zaman…
    Alkolsüz bira mı olurmuş, alkolsüz olunca bira olmaz ki o. Ben de hiç içmedim alkolsüz bira. Çok az alkollü içecek içerim zaten. En son bir araya geldiğimizde bira içmiştim, ocakta mıydı?
    1993’te tanıdığım, uzun kızıl saçlı, rocker olduğu her halinden belli olan, gizemli kız, tutarlı bir biçimde yaşamaya devam ediyor. Ne iyi yapmışsın, Bon Jovi konseri bu…
    ***************************
    Ben de ne zaman senin içten yorumlarını okusam üniversite yıllarıma dönüveriyorum Tolga. Ve hep aynı şeyi tekrarlıyorum; neden gerçekten tanımak için bunca geç kalmışım? Sen bana, beni farklı bir gözle ve dışarıya yansımış halimle anlatıyorsun yani üniversite yıllarımı…
    Tam da dediğin zamanlarda ben de ne çok dinlerdim Bon Jovi’yi.. Ortaokuldaydım “Bad Medicine” albümü çıktığında, elimden düşürmezdim neredeyse…
    Alkolsüz biraya ben de bira demem, biraın şerefiyle oynamak gibi geliyor bu bana 🙂

  9. ezgi der ki:

    Fotoğraflardaki gülüşünü çok sevdiğimi söylemek istedim…
    Konserin seni mutlu ettiğine de sevindim…
    Sevinçliyim yani 🙂
    **************************
    Ben de benim adıma sevindiğine sevindim Ezgiciğim 🙂

  10. gaye der ki:

    saha icindeydim tuh gorurdum konser oncesi sizi. Gercekten konser cook cookk guzeldi. Runaway cok bekledim ama olmadı. Yasgununu ilk defa kacırdım yıllar sonra ozur dilerim ama bil ki ne olursa olsun gecte olsa hatırlarım 🙂
    ***********************************
    Sayfamda yorumunu görmek ne kadar mutlu etti beni bilemezsin Gaye… Evet bilirim hiç atlamazsın, kaçırmazsın doğum günlerini. Hatırlarsan ben de bir ara senin doğumgününü hep yanlış günde kutluyordum 🙂
    Konser için denilebilecek bir şey yok, muhteşemdi, keşke bilebilseydim orada olduğunu, bir dahaki sefere artık 🙂

  11. aBİSİ der ki:

    İlave bişeyler söyliycem:
    13 Eylül 1993’deki konserde Bon Jovi İnönü Stadyumundaydı ve çok ilginçtir aynı 2011’deki gibi konserlerinden birkaç gün önce Elton John konseri vardı yine 🙂
    Konsere girişte perişanlık çektiğimi çok iyi hatırlıyorum, ama elbette Guns’N’Roses konserindeki kadar olamaz…
    O yıllarda bu tür konser organizasyonlarını sadece Ahmet San yapabiliyordu. Her konserde zibidiler tarafından adamın anası dahil tüm sülale bireylerine hatırları sorulduğu için o da tövbe etti ve neredeyse 5-6 yıl bu tür konserler olamadı. Kına yakanlar çok olmuştur… İşte biz de tam bu yüzden 80’lerin 90’ların, gençliğimizin gruplarını sıklıkla 40’lı yaşlarımıza yaklaşırken dinleyebiliyoruz. Artık sefalet çekmek, perişan olmak da çok rastlanan bir durum değil! Ama insan her zaman aynı insan ! Bu konserde 3.000’e yakın kişi konsere geç gelebilmiş, nedeni ne biliyor musun? biletlerine bakmaya bile tenezzül etmemişler ve konseri Turkcell Kuruçeşme ARENA’da zannedip, oraya gitmişler. Konserin Türk Telekom ARENA’da olduğunu öğrenince de koştura koştura yetişmeye çalışmışlar. Stadyumun sonradan daha da dolmasının sebebi buymuş…
    93’de Bon Jovi’nin kasetlerinin ( Cd yok o zamanlar ) tamamı çıkmamıştı Türkiye’de. Slippery when wet’den sonrası vardı. 94 gibi de 7800 fahrenheit çıktı. O yüzden Bon Jovi konserde “Runaway” çalınca birçok kişiden tepki gelmemişti. Oysa 2011’deki konser çıkışı birçok kişi “niye Runaway yoktu lan?” dedi 🙂 ilginç tabii…
    Bu arada; 1993’deki konserin setlist’i şöyleydi:
    1.I Believe
    2.Wild In The Streets
    3.You Give Love A Bad Name
    4.Born To Be My Baby
    5.I Can’t Help Falling In Love
    6.Bed Of Roses
    7.Keep The Faith
    8.I’d Die For You
    9.Blaze Of Glory
    10.Lay Your Hands On Me
    11.I’ll Sleep When I’m Dead
    12.Bad Medicine
    13.Help(Beatles Coverı)
    14.Richie Sambora Acoustic Guitar Solo
    15.Wanted Dead Or Alive
    16.Runaway
    17.In These Arms
    Bis’den sonra da:
    18.Livin’ On A Prayer

    Jon Bon Jovi’nin saçları uzun ve sarı idi; Ritchie Sambora da delikanlı gibiydi. Şimdi yaşlanmışlar tabii… O konserde de Jon Türk bayrağını pelerin yapmıştı ve süpermen gibi koşturmuştu. Ben 93 yılındaki konserde az sayıdaki erkekten biriydim herhalde. O yıllarda erkekler thrash metalciydi, kızlar da Bon Jovi, GNR’cı… Bir erkeğin bon Jovi konserine gitmesi biraz dalga geçilen bir şeydi. Bu yüzden arkadaşlarımın hiçbiri konsere gelmediler. Bazıları da paralarını Scorpions konserine verdiler. Seçimlerini Akreplerden yana kullandılar.Ben de binlerce kızla birlikte izledim konseri 🙂
    Haa! unutmadan; konserin öngrubu Badluck’dı. 90’ların Bon Jovi çakması grubunun bu konserin öngrubu olması çok da doğru seçimdi.
    Konser’de Bon Jovi çok enerjik değildi, şimdiki gibi seyirci yoktu, biraz ruh eksikti galiba; adamlar da sıkıldılar olsa gerek çok da diyalog kurmadan 1,5 saatte konseri bitirmişlerdi. O yüzden 2011’de konseri izleyenler çok daha şanslıydı.
    Konser bittiğinde ben beşiktaş’dan Edirnekapı öğrenci yurduna kadar yürümüştüm; eee serde gençlik var tabii ! şimdi 250.000 € teklif etmeleri falan lazım! ve o gece faaliyete geçmek üzere emniyet müdüründen brifing alan; Yunus’ları gördüm ( kırmızı üniformalı, motosikletli polis timleri ) onların ilk gecesiydi. Herhalde 1000’e yakın motosikletli polis vezneciler civarında toplanmıştı; gece saat 24:00 – 24:30 gibi onları görünce; ağzım açık kaldı; “nooluyo lan?” “film mi çevriliyo?” demişimdir herhalde… Konserden daha etkileyiciydi valla 🙂

    ****************************************
    Yani abisi bir blog yazarı için en mutlu olduğu andır şu an; böylesi uzun ve güzel bir yorum almak ve okumak ve bunu keyifle yayınlamak… Yazdıklarından ayrı bir yazı çıkar nerdeyse ve kıyaslamalar müthiş!
    Sanırım hafıza ya da ayrıntı hatırlayabilme tek bende değilmiş 🙂
    Çok ama çok teşekkürler, yazı çok daha zenginleşti sayende.

  12. red riding hood der ki:

    (¯`v´¯)
    `·.¸.·´
    ¸.·´¸.·´¨) ¸.·*¨)
    (¸.·

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir