Kıskançlık Halleri I

Samsun’da ailemle yaşadığım evde, küçücük ve karanlık bir odam -annemin deyimiyle hücrem- vardı. Odam apartman boşluğuna baktığı için her daim karanlık, annemin gömme dolap sevdası yüzünden küçücüktü. İki kişi aynı anda odada bulunulduğunda bunalıma girilirdi. Tek kişilik hücre ama çok şirin bir odaydı, çok severdim, bir de apartman boşluğuna yuva yapan güvercinler ve onların tuhaf sesleri ile güne başlamasam daha da güzel olurdu ya… İşte o küçücük odada kaç sayfalar dolusu günlük, kaç sayfalar dolusu yazı defteri tükettiğimi anımsayamıyorum bile. Okul yıllarında çoktan seçmeli sınavdan nefret eder, klasik yazılı yapıldığında sayfalar dolusu yazabilirdim. Çocukluğumdan beri ne zaman üzülsem ya da ne zaman çok sevinsem hep kalemle kağıtla paylaşırdım duygularımı ve çok rahatlatıcı bir terapi olurdu benim için. Hala da öyle…

Kıskançlık insan doğasının yapı taşlarından biri, “Hiç kıskanmam, kıskanç değilim” diyen yalan söylüyordur, yalan söylüyordur da, kimi ve neyi kıskandığımızdır bence üzerinde durulması gereken. Hiçbir zaman ne benden daha güzelini, ne zenginini ne de insanların sahip olduklarını kıskanmadım. Ben bir tek iyi yaza/n/rları kıskandım.

Son zamanlarda ne zaman iyi bir yazı, yorum ya da kitap görsem “Neden ben böyle yazamıyorum?” diye oturup düşünüyorum. Çocukken büyüyünce ne olacağımız ne kadar klasik ve ne kadar sık sorulan bir soruydu bize. Sırf bu yüzden “Birşey” olmamız gerekiyordu ve düşünüyordum ne olsam diye. Sürekli değişiyordu verdiğim cevaplar, ne olacağımı bilemeden ve bulamadan “Birşeyler” oldum. Ama şimdi sorsalar tek bir cevabım olurdu yazar olmak!

Cadılık ve büyücülük okulu gibi yazarlık okulu olsaydı acaba tercih eder miydim o yıllarda bilinmez. Peki yazarlığın bir okulu olsaydı, yazar çıkabilir miydi bu okuldan? Sanmıyorum, çünki bazı mesleklerin okulu yoktur, öğretilemez, kazandırılamaz. O doğuştan gelen ve insanın içinde filizlenen bir duygudur; yaratmak, bir eser ortaya koyabilmek.

Bir kitap yazmak, dünyaya açılan pencereye bir şekil vermek, o kadar da kolay bir iş değil. Bana göre  herşeyden önce çok okumak, yaşanmışlık biriktirmek, sürekli yazarak kendini geliştirmek, iyi bir gözlemci ve meraklı olmak, yazmayı konuşmaktan çok sevmek gerek. Hayatla bir kavganızın olması gerekir yazmak için. Hiç kitap yazmadım, “Bunları nerden biliyorsun?” demeyin, bunlar sadece öngörülerim. Bir adet yüksek lisans tezi yazmıştım ki, tezimi yazmaya başlarken tez danışmanım bana bir okuma listesi vermişti ve listenin ilk başında “İmla Kılavuzu” vardı. Bu kılavuzu hiç yanımdan ayırmamamı gerçekten de hep kılavuz olarak kullanmamı istemişti benden. İyi yazmanın bir diğer önemli tarafı da bence sahip olduğumuz güzel dilimizi kurallarına uygun kullanmak ve olabildiğince Türkçe yazabilmek.

Neden yazar insanlar?

Umberto Eco, “Çocuklarım büyümüştü ve artık kime hikaye anlatacağımı bilemiyordum” düşüncesiyle yazarken, Orwell ise kendinden söz ettirme, akıllı görünme, estetik merak ve olguları gelecek nesillere aktarma isteğinden kaynaklanan tarihî nedenlerle yazdığını söyler. Frish yazma nedenlerini, gerçekte ulaşılamayan bir arzuyu kurguyla gerçekleştirmek ya da faniliğin pençesinden sıyrılıp yaşanılanı sabitleştirmek, kaybolup gitmesini engellemek olarak sıralarken, Sartre yazar adaylarına o ünlü sorusunu sorarmış; “Başkalarına intikal ettirmeye değecek değerde bir şeyin var mı? Hangi gaye uğruna yazıyorsun?”

“Yazma yeteneği ile ilgili genetik kodları bünyesinde taşıyan kişiler zaten kapı gıcırtısına oynayan dansçılar gibi, her sakin ortamda şarkı söyleyen söz sanatçıları gibi, her işlenebilen bir materyali eline geçirdiğinde yontmaya çalışan heykeltraşlar gibi, çevresinde olup biten her olay karşısında beyninde şimşekler çakmakta, bu olayları yazı konusu yapmak istemekte, yazamadığı durumlarda elleri kaşınmaktadır. Yazmak insana inanılmaz bir haz vermektedir. Yazan  kişi kendini toplumun üstünde hatta kilometrelerce üstünde görüp gözlem yapmakta, her saniyeden veriler toplamaktadır. Çevre ve insanlar bir yazar için en güzel laboratuvardır.” *

İnsanın kendisini yazarak ifade etmesi  bana göre hem kişiyi özgür kılar hem de kendisini iyi hissetmesini sağlar. Yazılan kitap yazıldığı süreyi kapsamaz aslında, o kitapta insanın tüm yaşamından esintiler vardır, 6 ayda yazıldıysa bir kitap, emin olun belki 6, belki 60 yıllık mazisi vardır yazarın belleğinde.

Çocukluğumda, çocuk dünyamda, büyüdüğümde ise sürekli genişleyen evrenimde yazıya, yazmaya hep yer vardı. Kıskandım yazabilenleri, güzel yazanları, hala da öyle…

Peki sizler neden yazarsınız/yazmazsınız? Kimleri kıskanırsınız?

Kıskanır mısınız?

– DEVAM EDECEK-

 

*Dr. Ahmet Fidan

http://www.timeturk.com/yazardetay.asp?Newsid=13606

Share
Bu yazı Ordan Burdan İçimden kategorisine gönderilmiş ve , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kıskançlık Halleri I için 16 cevap

  1. Mavi Kadife der ki:

    merhaba

    şu fotoğrafta ki pozunuzu kıskandım…
    daha bir sürü var ama sanırım gece yapacağım yorumu bu arada ne güzel yazmışsınız…
    bakın bunu da kıskanabilirim:(
    yazmak dinmeyen bir sızı sanki,,,,. O sızının nabzını duymakta bütün sır…
    yani ben öyle düşünenlerdenim
    …bu arada bana yaptığınız yorumlar ile yazılarıma verdiğiniz değer için de teşekkür ederim ,,,devamını beklemekteyim:)) sevgiler değerli arkadaşım

  2. hande der ki:

    UmUt…

    Biliyorum ki ve İnanıyorum ki sen çok iyi bir yazar olacaksın belki bunun için şu an fırsatın yok ya da cesaretin ama içinde taşıdıgın UMUT başlangıç için bile yeter…

  3. Antartika der ki:

    canım

    merhaba, mesajını aldım çok teşekkür ediyorum, kıskançlık kelimesini görünce bu kadar tesadüf olamaz dedim, sen bilmiyorsun ama antartika blogumun kapanmasına, taciz edtilmesine hep bu kıskançlıklar neden oldu, ben kıskanç biri hiç değilimdir, kimsenin harika evinde, işinde, eşinde vs. gözüm kalmaz, güle güle otursun, eşini, işini Allah sahibine bağışlasın der geçerim ama herkes senin, benim gibi değil, tnn isimli bir forumda yıllardır yazıyorum,Atatürk\’çülerle yobazlar arasında bir düşmanlık zaten var, onlar bize düşman daha doğrusu! Zaman içinde eğitim durumum vs. gibi şeylerden söz etmek zorunda kaldım, bu sefer inanmayıp kıskanmaya başladılar, aslında kıskanılacak bir şey yok ortada ama onlar için öyle değil, bu sefer yalandan palavradan \’şuyum, buyum\’ demeye başladılar, ispat da edemiyorlar, ben ediyorum ve çatlıyorlar:))hırslarını blog sayfamı taciz ederek aldılar ben bugün antarktika olarak yeniden sayfa açtım arada bir k harfi var zaten doğrusu da bu olacaktı, blogcuda klavye hatası yüzünden antartika olarak kalmıştı ve düzeltme imkanı olmadığından düzeltememiştim. Beklerim canım yazına yorum yazamadım ayrıca yazacağım bu yorumum ilgisiz oldu o yüzden dilersen silebilirsin. Sevgilerimle
    http://antarktika.blogcu.com

  4. Antartika der ki:

    Yazarlık

    İyi gözlem yeteneği ve bu gözlediklerini sözcük ve benzetme bolluğuyla anlatabilmek sanırım ilk şart (tabii bence)kelimelerle resim yapmak gibi bir şey yani, doğuştan olduğuna inanmıyorum ünlü yazarlar genellikle çok okuyarak yazar olduklarını söylüyorlar (Jack London mesela ilk aklıma gelen, kendisi tüm Shakespeare ciltlerini okumuş ve daha pekçok kitabı hatmetmiş)ben mesela hiç şiir yazamam, Allah öyle bir yetenek vermemiş, kitap yazabileceğimi de sanmıyorum, o da özel bir yetenek, ama senaryo yazmayı çok seviyorum, (biliyorsun ya Afrika Maceramız\’ı)ben yaşayamayacağım serüvenleri ya da yaşamadığım serüvenleri yaşamak için yazıyorum galiba:))bir de senaryo zaten insanlar seyretsin, izlesin, güzel vakit geçirsin diye yazılır ya benimkiler kağıt üzerinde kalıyor maalesef:((bu arada unutmadan sen gayet güzel yazılar yazıyorsun, blogun bile bu kadar ZEVKLE okunurken, bir kitap, bir roman, bir hikaye yazsan kimbilir ne kadar keyifle okunur, bu güzel yazma gücünü sakın hafife alma arkadaşım.

  5. Antartika der ki:

    Aaaa:)))yazını tekrar okumak için geldiğimde \’kıskanç değilim diyen yalan söyler\’ dediğini okudum, eyvah şimdi ben yalancı mı oldum aşkolsun:)))valla kıskanç değilim belki de şöyle söylemeliyim imrenirim mesela çok harika sesi olan yani çok güzel şarkı söyleyen birine imrenebilirim ama kıskançlık farklı yani kötü bir gözle bakmak gibi geliyor bana yani örnek verdiğim imrendiğim dediğim güzel şarkı söyleyen birini öldürmek istemek, ondan nefret etmek, böyle bir kıskançlığım gerçekten yok inanabilirsin rahatlıkla:)şöyle söyleyeyim: Ah, keşke benim de sesim böyle güzel olsa diye imrenirim, sadece o kadar ayrıca o imrendiğim kişileri o kadar çok seviyorum ki, demek ki gerçekten kıskanmıyorum kıskananlar kıskandıkları kişileri sevmez nefret ederler yanılıyor muyum?:) Bak mesela ABBA\’nın sarışın solisti Agnetha\’yı, Ruthie Henshall\’ı şarkıcı olarak çok severim ve imrenirim ama kıskanmam…:)

  6. selam ile…

    yine ne güzel anlatmışsın.su gibi akıp gidiyor kelimelerin.keşke ülkemizde de yazarlık üzerine eğitim verilebilse.yurtdışında verilen \”yaratıcı yazarlık\” dersleri bizde de olsa hiç çıkmazdım o derslerden.elbetteki yazarlık öyle derslerle kazanılabilecek bir şey değil yetenek işi.Ama alınan doğru bir eğitimle olan yetenek doğru yönlendirilip,geliştirilebilir.
    kıskançlık meselesine gelince hele hele güzel yazanlarını kıskanmak konusuna gelince ahhh aahh…hadi kıskanmak demeyelimde gıpta etmek diyelim bizimkine 🙂
    sevgilerle….

  7. YAZMAK

    \”Başkalarına intikal ettirmeye değecek değerde bir şeyin var mı? \”
    Evet, bence yazmak için bu soruya verilecek olumlu cevap işin yüzde ellisini hallediyor. Kalan kısım ise başkalarına aktarmaya değecek bir \”şey\” i yazıyla aktarabilme meziyetiyle dolmalı.
    Yazma uğraşısını bu şekilde görünce \”kıskanma\” yerine; beğenme, yararlanma gibi eğilimlerimiz ön plana çıkar…

  8. Whoever der ki:

    Güzel yorumlar gördüm bu yazınız için…
    Yazmak çok basit, basite alınmayacak kadar da zor bir meziyettir…

    Yalnız diğerlirinden farklı olarak şunu söyleyebilirim ki; yazmak için bir amacı olması gerekmez insanın, değerli birşeyler de anlatması geekmez anlatanın…
    Şairin dediği gibi \”Güzel olan, kelimeler…\” :))
    Yazmak aşk gibidir… Aslında kimseye aşık değildir kul, aşk herkezde olan bir duygudur, sadece bir kuş gibi arasıra konmak ister bir güzele. Bazen uzun, bazen kısa, bazen de ebedi olur bu konuş…
    Yazmak da aynıdır; gördüklerin duydukların, yaşadıkların değildir yazdıklarını değrli kılan, senin içinde var olandır, bunların hepsine değer katan…
    Saygılarımla, kendinize iyi bakın… :))

  9. Newbahar der ki:

    Selam

    Evet, kıskançlığım var bu konuda sevgili nihansum. Hemde bu kıskançlığım öyle çok ortaya çıkıyor ki bazen bloğu bırakıp gidesim geliyor. Ama gidemiyorum işte, bu yazma sevdası peşimi bırakmıyor.
    Sanırım kıskançlık ve hayranlığı aynı duygu yoğunluğu içinde yaşıyorum. Hayran oluyorum, imreniyorum.
    Biz yazmayı sevenler için derin mevzular arkadaşım. Bazen akıntıya kürek çekmek gibi…
    Yazarlık okulu vardı da biz mi gitmedik :))

    Bazen senide kıskanıyom bilesin:)

  10. Tolga Acar der ki:

    Kıskanmak

    HER yazımı bir öncekinden iyi yazmaya çalışıyorum, amacım senin kadar iyi yazabilmek, en azından yakınlaşabilmek yazdıklarına.Gel gör ki senin de her yazın bir öncekinden iyi olduğundan, aradaki makas kapanmıyor, aksine açılıyor.
    Herhangi biri olsa kıskanabilirdim ama söz konusu olan Nihan\’sa salt gurur duyuyorum.
    Sanırım \”sevgi\”nin olmadığı yerde kıskançlık boy gösterebiliyor.
    Sevgiler…

  11. Tolga Acar der ki:

    Yazmak

    BENİM de küçük bir odam vardı, güneş almayan.Anımsadığım kadarıyla hep soğuktu.-evimiz sobalıydı, iklimimiz karasal- Klasikleri bu odada okumuştum ve ilk karalamalarımı yapmıştım.
    BEN de klasik yazılıları severdim, ne olacağım sorulduğunda ise farklı farklı yanıtlar verirdim. Türkçe öğretmenimiz, arkadaşlar \”…\” konuda kompozisyon yazın dediğinde, gözlerim sevinçten parlardı.
    BENCE de imla kılavuzu başucu kitabı olmalı, nerde olursa olsun dilimizi özenle kullanmalıyız…
    NEDEN mi yazıyorum? Öncelikle çok keyif aldığım için. Yıllar sonra okumak için, dediğin gibi kendimi iyi hissettiğim için, tarifi imkansız bir rahatlama yaşadığım için diye uzar gider. Ha bir de okunmak için yazıyorum.

  12. İlion der ki:

    Dedem ve ben

    Sehirliler dedeye büyük baba derken biz köy yerde kestirmeden dede deyip gecerdik.
    Dedem benim cocukluk dönemimde eski pehlivan ve cengaverlerin kitaplarina cok merakliydi,sehre gittiginde kucak dolusu kitapla gelir bunlari aksamlari gec vakitlere kadar bana okuttururdu.
    Sürec icerisinde okuma aliskanligim o kadar arttiki,kendimi hafiz sanmaya basladim.
    Dedemde nerede var nerede yok karsiligini hemen buldu ve beni Tokat,ta bir imam hatip okuluna gönderecekti.
    Adamin aklindan zoru olmaliki hic aleviden imam hatipli olamayacagini düsünemedi bile.
    Ben o yasimda ne imam hatipten anliyorum,nede lise veya üniversiteden,bütün dünyam önümdeki kaz civcivlerini kargalara kaptirmamaya odaklanmis durumda.
    Dedemin aklindaki beni akilli ve bilge bir hoca yapmakti,daha dogrusu beni büyük bir adam yapip sahsimda kendi kimligini bulmasiydi.
    Yani ben ön plana cikmis bir sahsiyet oldugumda bundan kendine pay cikarip,bakin bu adam benim torunum iste diyecekti.
    Fakat yasam insan istek ve arzusuna göre sekillenmiyor,yasam ancak semaya islenmis asil ihtiyac olana göre dizayn ediliyor.
    Yani dedem ne icin orada? ben ne icin buradayim?
    Dedemle benim gelis amacimiz aynimi?
    Onun ihtiyaci olanla benmkisi cakisiyormu?
    Öyleya bedava cignenmek istemeyen bir dünyada yasiyoruz,attigimiz her adimi tahsil ediyor hemde pesince.
    Derken ben ilkokulu bitirdim,birakin beni imam hatipli yapmayi orta okula bile göndermedi dedem.
    Bu arada hemen belirteyim ben ve kardeslerim baba olarak dedemi biliyor onun gölgesine siginiyorduk.
    Cünkü öz genetigini aldigimiz baba gözden uzak bir yerde degirmen isletiyor,cok nadir görebiliyorduk yüzünü.
    Ben okula gitme firsatini kacirdim,cünkü dedem kendini birazda aga sanirdi,dediki yusuf köyde kalip mali davari otlatsin.
    Aslinda mal davar otlattigimizi sanirdik fakat kirsal yerde otlayan bizdik.
    Cünkü ilerisi olmayan bir yasamin kuyruguna yapismistik.
    Ílkokulu bitirenden sonra iki yil gecikmeyle can havliylede olsa kendimi agabeyiminde yardimiyla devlet demiryollari cirak okuluna zor attim.
    Yani orta okul derecesinde bir düzeye sahipti.
    Hayatimdaki tüm okul dönemim böylece gecip gitmis oldu.
    Bu egitim eksikliginden dolayi ne noktalama isaretlerini,nede grameri yerli yerinde kullanabilirim.
    Ben sadece yazip geciyorum.
    Bünyaminse bu konularda cok hassas,en ufak bir alintiyi tirnak icerisine aliyor,yani o Türkcenin isrzina gecmeden hallediyor isi,bense tecavüz derecesine kadar vardirabiliyorum isi.
    Adimiz pedofile bile ciksa katlanmak zorundayiz.
    Simdi konuya girebiliriz.
    Kitap yazip ön plana cikma olayi kisinin semasina kazinmis olmali.
    Yani ben su andaki yasam hakkimi hangi yönde kullaniyorum,yazarmi olacagim,yoksa film yapimcisimi.
    Eger ben zaman icerisinde bu iki kulvardada kosmus isem,bunun tekrarina bir daha girmem.
    Cünkü hem yazar olarak,hemde yapimci olarak yasayarak ihtiyacim olani almis oluyorum.
    Gazetecilik yapmis isem bir daha gazeteye oynamam.
    Doktorluk yapmis isem bir daha nester vurmam.
    Burada bedensel yapimi masaya yatirdigimda bircok seyi almis oldugumu görüyorum.
    Örnegin müzisyen bir insanim,sportmenim,matematikciyim,yani dünyanin ünlü matematikcisi olmam gerekmiyor,ben matematigi seviyorum ve ondan müthis derecede zevk aliyorum.
    Halbuki kirsal kesimde dogupta hafizliga aday birisi matematikten anlamaz.
    Sosyal yönüm hayli gelismis olup tanimadigim toplum ve insanlarla saniyesinde kaynasirim.
    Örgüttcüyüm cünkü kitlelere hitap edecek becerim var.
    Agzimi yirtarak gülmesemde gülümsemeyi becerebilen birisiyim.
    Bunlar bendeki özellikler.
    Sevgili dostlar insan yapilanmasinin zorlugu anlasildiginda bu anlattiklarimi bedene kazimanin ne derece zor oldugu anlasilir.
    Bir kili bile bedenden cikarabilmek icin kac tur attigimizi bilemiyoruz,kil deyip gecmeyin gerekliki bedenimizde yer buldu.
    Simdi daha fazla uzatmadan sonuca gelelim,halbuki ben bu konularda cok daha uzun yazabilirim.
    Benim yasam alaturka bir sekilde devam ediyor,yani ne bir hafiz olabildim,nede bir yazar.
    Fakat iyi bir taksi soförü oldugum söylenebilir.
    Peki ben onca yasam arasindan neden taksiyi sectim?
    Bunun hikayesinden bir kitap yazabilirim iste.
    Fakat kisa olarak anlatmak gerekirse,ben evrende hiza giren bir beden cikardim.
    Yani kartalla yarisabilen bir beden,kartal kestirmeden ucarken,ona ayni hizda karada dag tas asarak ayak uyduran bir beden.
    Ve ben o bedenle ana rahmine atlayip tüm rekorlari kiracaktimki,onlar benim ayaklarimi kirdilar.
    Nitekim ben anamdan dogdugumda ayaklarim kirikti.
    Ve zavalli anam ayaklarimi bileklerimden kirip yeniden sardirmaya kalkismis,dedem buna müsade etmemis ve bu henüc cocuk bekleyip görelim demis, demis cünkü bunlar sonradan anlatildi.
    Yinede o kirik ayaklarla sekiz yil atletizm yapmama engel olamadilar.
    Íste ben bunun icin taksiciyim,yani ayaklarim sürekli hareket halinde olmaliki tedavi edip tekrar eski hiza kavusayim.
    Bu anlattigim öz yasamimdan bir kesittir.
    Yani taksi benim o bedene kavusmam icin üzerinden gectigim yol oluyor.
    Simdi ne cikti ortaya?
    Benim asil isim ayagimi tedavi etmekse,burada yazarliga yatirim yapamam.
    Cünkü o zaman bu yogunlukta araba süremem.
    Eger araba sürmez isem hiza giren bedenim elden gidiyor.
    Peki hiza girmek ne demek?
    Bir kitapta buradan yaz.
    Hiza girmek demek en güclü ordulari alt etmek demektir.
    Evrenin en ücra köselerine serpistirilmis fakat gidilmesi cok zor galaksileri kesfetmek demektir.
    Evrendeki tüm yarislara katilmak demektir.
    Yani sen artik elit bir sporcusun her yarisa katilabilirsin demektir.
    Ve benim takside cok az bir zamanim kaldi,arkasindan baska diyarlara göc var.
    Íste bellekten yoksun yasayipta hergün sikayetci oldugumuz yasam bundan ibaret.
    Ne icin geldik,ne icin yasiyoruz bilemiyoruz.
    Oysaki sikayetci oldugumuz bu yasam bulunmaz bir maden degerine sahiptir.
    Bundan dolayi derimki,yasaminiza deger verip kendinizi analiz edip anlamaya calisin.
    Bu yolda herkes kuyruga girmis durumda ve ne ektiysen onu bicmek var.
    Ötesi sadece zamani oldurmakta yatiyor.

  13. Ezgi der ki:

    Yazmayı seviyorum.Öylesine,içimden geldiği gibi,akışına bırakıyorum fikirlerimi.Fikirlerim daha sonra gülümsememe neden olacak yazılara dökülüyor.Kıskanma olayına gelince;üniversiteye başladığımızda kürsüdeki hocamızı kıskanır mıyız,\”neden ben böyle olamıyorum?\” diye.Elbette hayır.Zamanla pişeceğimizin farkına varırız,endişe duymayız.Doğru zamanın gelmesini bekleriz.Ve yaşanmışlıklar,bunların hayatımıza kazandırdığı yeni kelimeleri yazıya dökebilme yeteneği kazandırır bize.Kiminde yazarlık apayrı bir kabiliyettir,zamana ihtiyaç duymazlar.Ben de o kabiliyet olmadığı için daha güzel yazacağım zamanı bekliyorum…:)
    Sevgiyle

  14. Akheneton der ki:

    Yazı

    Yanlış anlamayın ya da anlayın:)ama bu yazınızı pek bir beğendim…Bunun yanında \’iyi yazanları kıskanıyorum\’ demeniz de birçokları ,içün kıskanılası bir durum diye düşünmekteyim..Bu sizi geliştirir…

  15. Desinat der ki:

    Bende sizinle aynı duyguları paylaşıyorum, çok iyi yazanları kıskanıyorum ve hatta üzülüyorum. Yazınız hislerime tercüman oldu, kendimi gördüm adeta… Teşekkür ederim

  16. Gülçin der ki:

    içimden geldiğince…

    Ben de yazma güdüsünü güçlü bir şekilde içinde taşıyan biriyim. Amatörce yazıyorum blogda da yeniyim bu anlamda. Kitaplar, yazarlar ve yazmanın ta kendisi beni acayip cezbediyor nedensiz. Evde gördüğüm bir yazar modelim olmadı mesela, ya da kimse benim kadar kaleme bağımlı değildi ailede. Benim yazmalarım derste tutulan notları bile bir ayinmişçesine keyifle, itinayla ve didik didik uzatarak hep devam etsin istercesine yazar hale getirirdi beni. Bu başka anlamda yazmak tabi. kendime gelince, anlık ve içimden geleni yazmayı seviyorum. Hiç durmadan akarken yazdıklarım ve ben yazmaya aşıkken, bir o kadar da plansızlığıma yeniliyorum.Hatta bu yüzden, büyük heveslerle başladığım kitap girişimlerimi, hatta yüksek lisans tezimi bile yaz-a-mamakla sonuçlandırdığım başarısızlıklarım da beni alıkoyuyr yazmaktan! Öyle bir şey ki, bendeki duygu \”eğer bir şey yazılacaksa, o kusursuz olmalıi eşsiz ve benzersiz olmalı, kimse yazmamış olmalı, beğenmeyen olmamalı,…\” yazmaya verdiğim değerin büyüklüğü, hep mükemmeli aramak beni uzaklaştırıyor belki de yazmaktan .Şimdilerde işe bu duygumu yenmekle başlamayı planlıyorum(umarım planıma sadık kalırım)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir