Gazeteci Olmamanın Dayanılmaz Hafifliği

 

Eğitim sistemimizin garipliği mi desem yoksa sadece benim aptallığım mı bilemiyorum, 1993 yılında girdiğim üniversite sınavında, pembe kağıtlara içi boyanarak kodlanan tercihlerimde nasıl olduysa bir hata olmuş ve ben hiç düşünmediğim, aklıma dahi gelmeyen bir bölümü kazanmıştım. Kodlamadığımı sandığım ama iki rakamın azizliğine uğrayarak kodladığım meslek; Gazetecilik!!!

Bazı insanlar vardır, çocukluklarından itibaren kendilerine seçecekleri mesleği belirlerler ve o yolda emin adımlarla ilerlerler. Ben ve benim gibiler de son dakikaya kadar “Ne olsam?” diye düşünür ve çok az şanslı veya şanssız bazı kişiler de kaderin cilvesi olarak kendilerini bir meslek edinmiş olarak bulurlar, üstelik hiç hayalini dahi kurmadan. Ve daha kötüsü, bu meslek sadece çerçevelenmiş bir diplomanın anısı olarak kalır elinizde, hatta herhangi bir duvara bile asılmaz, çekmece köşelerinde tozlanmaya bırakılır, benim de yaptığım bu!!!

Bana sorun;

-Mesleğin ne?

-Gazetecilik

-Mutlu musun?

-???

-Şu an gazeteci olmadığın için pişman mısın;

-Birkaç yıl öncesinde  EVET; şimdilerde ise kocaman bir HAYIR!!!

Okulda üçüncü yılım. Zamanın en iyi ve en çok satan gazetelerinden birine iş görüşmesine gidiyorum heyecan içinde. Elimde sıkı sıkıya tuttuğum fotoğraf makinem var, Beyazıt Meydanında Polonyo pazarından alınma, Zenit marka, dijital olmayan, netlik, örtücü, diyafram ayarları bizzat kişi tarafından yapılabilen eski ama kaliteli fotoğraf makinem. Yaşını almış ustalardan biri şöyle başlıyor mülakata; “Bak kızım bu işi sevmezsen yapamazsın. Haaa tozunu yutarsan da kolay kolay vazgeçemezsin, ona göre!!! iyi düşün, yapabilir miyim diye sorma kendine sadece istiyor muyum diye sor”.

Devamında birkaç soru soruyor bana üstat ve en ilginç soruyu da sona bırakıyor; “Sevgilin var mı?” Kızarmış yanaklarımla “Yok” diyebiliyorum sadece, “Hah iyi, özel hayat kalmaz bu meslekte, gece habere gitmen gerekirse aşkın kıskançlıklarına gelmeyecek kadar onurludur bu meslek” diyor. Şaşkın şaşkın bakınıyorum, hiç böyle bir mülakat hayal etmemiştim, bildiğim tüm bilgilerimi kafamda harmanlamıştım ama sadece bu mesleğin sevgisini ve aynı zamanda yıpratıcılığını konuşarak sonlanıyor görüşmemiz.

………………………………………………………

Kalemini satmayan kişidir gazeteci, kendince doğru bulduklarını iktidar odaklarından çekinmeden dile getirendir, görmeyeni gören, haberin kokusunu alabilen kişidir, meraklıdır, yansızdır, inançları ne olursa olsun halkı/okuyucuyu bilgilendirmeyi amaç edinmiş kişidir gazeteci kendine ters düşse bile, doğrudan yanadır, etik davranmalıdır, bir aşktır gazetecilik, sevilmezse ifa edilemeyen, zaman zaman özel hayatın dahi kalmadığı yorucu, yıpratıcı ama hakkıyla yapıldığında da vazgeçilemeyen bir tutkudur.

Ne klasik bir örnektir köpek-insan ikilisindeki ısırma hadisesi. Bu alanda eğitim veren tüm okullarda ilk olarak bu örnek verilir, taze, heyecanlı gazeteci adaylarına. Haber niteliğini neyin taşıyıp taşımadığının en güzel örneğidir bu ayırım. Ama bununla kalmaz inanın, bu kadar basit değildir. Bu mesleğin gönül verilmezse yapılamayacağı öğretilir, etik ilkeleri belletilir, “Basın özgürlüğü herşeyin üzerindedir”  denir, meraklı olmanın, araştırmanın öneminden ve doğruluğundan emin olmayan haberin havada asılı kaldığından da bahsedilir sonra. Haber kaynağının mahremiyetini korumanın, iyi bir gazetecinin aynı zamanda iyi bir sırdaş olması gerektiği de dile getirilir. Ben böyle öğrendim gazeteciliği, böyle öğretildi bize.

Şimdi dönüp bakıyorum; 5N 1K gereksiz harf ve rakam birleşimi, tarihsel süreçler sadece masal, haber yazım, gazete yayınlama teknikleri sadece ayrıntı, gazetecinin kişisel özellikleri ise sadece hayal  olarak kalmış. Kavramlar ithal edilmiş, zaman zaman içi doldurulmaya çalışılmış ama çoğunlukla sadece “Kavram” olarak kalmış ve ne yazık ki içselleştirilememiş. Tıpkı sevgili ülkemde demokrasi, insan hakları, özgürlük, eşitlik gibi kavramlarının hala içselleştirilip uygulanamaması gibi…

Ne kadar az var, bir elin parmaklarını geçmez saysam başlı başına bir gazete olan gazetecileri. Kalanlar da tuhaf bir girdabın içinde dönüp duruyorlar malesef. Paranın satın aldığı kalemlerden geçilmiyor Türk basını. Satın alanlaradır lafım!!!

Hadi şimdi sorun yine bana;

-Gazete okuyor musun bu mesleğe sahip biri olarak?;

-Hayır

Yine sorun, hadi sorun!

Pişman mısın gazetecilik yapmadığın için?

Bunun cevabını da sizler verin.

 

Sevdiysen Paylaş
Bu yazı Ordan Burdan İçimden kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Gazeteci Olmamanın Dayanılmaz Hafifliği için 9 cevap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir