Alışamadığım Alışverişler

Arkadaşlarımdan biri anlatıyordu, geçen gün gittiği mağazaların birinde, müşterilerden biri kasiyer ile sıkı bir pazarlığa tutuşmuş. O da ve sırada bekleyen diğer kişiler de sabırla onları izlemiş. Pazarlık edilen mağaza, bir çok şubesi olan yabancı sermeyeli bir giyim mağazası. Hepimiz artık biliyoruz ki bu tür mağazalarda ne kasiyerin ne mağaza müdürünün kişisel anlamda indirim yapmaya yetkisi yoktur. “Patrona soralım” gibi bir mantık ise çok saçma olur, zira kalkıp İngiltere’yi, Amerika’yı ya da her nereden ise arayıp soracak halleri de yoktur. Belli bir etiket fiyatı vardır ve bu standarttır. Türkiye’nin neresine giderseniz gidin, hangi şubesinden satın alırsanız alın, bu mağaza zincirlerinde belirlenen tek bir fiyat vardır. Ancak genel indirimlerde herkes gibi siz de, o malı daha ucuza alabilirsiniz. Buraya kadar olan kısmı zaten hepimiz biliyoruz da, aramızda “Çarşıya çıkmak” deyimini kullanan kaç kişi kaldı diye takıldı aklıma bu sabah.

Eski bayramlardan bahseden ve o günleri özleyen, o günlerin başkalığından dem vuran kuşak gibi ya da her daim eskiye özlemini dile getiren iflah olmaz bir melankolik ya da nostalji abidesi olarak görmeyin beni herşeyden önce.

Ne diyordum? Çarşıya çıkmak, evet çarşıya çıkılırdı, her mağaza özenle gezilirdi ve fiyatı, kalitesi bizimle örtüşen  hangisi ise o tercih edilirdi. Ama satın alma işlemi burada bitmez, ardından sıkı bir pazarlık gelirdi. Annemden hatırlıyorum da “Hadi ama memur işi olsun, ayağımız alışsın” gibi cümleler ardı ardına sıralanırdı. Yetmezse annem öğretmen olduğunun da altını çizer bir nevi sosyal baskı yaratmaya çalışırdı. Çocukluğumda en nefret ettiğim sahne buydu alışveriş esnasında. Renk renk, çeşit çeşit kıyafetleri, elbiseleri, ayakkabıları denemek ne kadar keyif verici ise pazarlık kısmı da bir o kadar utanç verici idi benim için. Genelde bu esnada mağazanın dışına çıkar ve pazarlığın benim lehime sonuçlanmasını beklerdim. İstediği fiyata düşmedikleri için annemin, istediğim ürünü almadan mağazadan ayrıldığını da çok bilirim. Babalar genelde aile içinde alışveriş ve çocuk ihtiyaçları kısmını gönüllü olarak annelere devrettikleri için baba sadece bu durumda finansör olarak yerini belli ederdi ama hiçbir alışverişte de bulunmazdı. Bundan gelen alışkanlıkla belki, o zamanın erkek çocukları da nedense alışveriş, özellikle kıyafet almayı hiç sevmezlerdi. Kendi abimden hatırlıyorum yine, kıyafet hele hele okul önlüğü, takımı almak onun için tam bir işkenceydi, tabi gidilen mağaza bilgisayar ya da bilgisayar oyunu satan bir mağaza değilse eğer. Annemin “Garson boy olsun” demesi ise bana nedense hiç anlam ifade etmezdi. Genellikle buluğ çağına yeni girmiş, şimdilerin deyimi ile “Teenager” ların eskideki karşılığıydı bu. Ne büyük bir adam, ne çocuk, arada derede bir beden işte. Bir de büyük alma huyumuz vardı, “Olsun olsun, seneye de giyersin”ler. Bir kabanı 4-5 yıl giyerdik kolları kısalmadıkça. Önce kollar içe kıvrılır, bir yıl sonra dışa katlanır ve en nihayetinde kendi bedenimize küçük gelinceye kadar giyerdik.

İşin tüm bu nostaljisi bir yana evet ya, bir zamanlar  pazarlık denilen kavram vardı. Çarşıya çıkılırdı ve pazarlık yapılırdı. Alınırdı, alınmazdı. Bugüne bakalım hep beraber; Şimdilerde alışveriş merkezine gidilir, önce ailecek gezilir, dolanılır, acıkınca Food Court’larda atıştırılır, çocuk varsa eğlendirilir otomatik makinelerde. Yapılacaksa alışveriş yapılır. Nasıl yapılır? Beğenilir, etikete bakılır, fiyatı uygunsa bedenine bakılır ve sonra kasaya gidilir, sıraya girilir, cüzdandan kredi kartı uzatılır ve ödeme yapılır. Bu yapılırken de türlü sorulara cevap verilir, “Taksit ister misiniz?” “Kaça bölelim?” Ve alışveriş sonlandırılır. İsmi alışveriştir. Alış ve veriş, neyi aldık, kim verdi? İçinde herhangi bir duygu barındırıyor mu? Kendi kendimize bakındık, beğendik, kimse önümüze tezgahtan “Bir de şu modellerimize bakın” dedi mi? Demedi. “Sizin güzel hatrınız için şu kadar olabilir?” dedi mi? Demedi. “Maksat ayağınız alışsın, bu seferlik böyle olsun” dedi mi? Demedi. “Maaşınızı alınca ödeyin canınız sağolsun” dedi mi? Demedi. “Deftere yazalım abla” dedi mi? Demedi. Aldınız ve parayı verdiniz işte size oldu alışveriş. Hani nerde el sıkmalar, tatlı bir alışverişin sonunda çay ikram etmeler, “Ya işte bu çocukların masrafları, memur maaşıyla geçinmek zor” sohbetleri nereye kayboldu? Türkler’e mahsus, el sıkılarak yapılan pazarlık nereye gitti? (“100, yok 90, yok yok 98 olsun bari, yok gel ortayı bulalım 95 olsun”),  bu arada devam eder el sıkışma ki, bu daha çok kurbanlık koyun alınırken yapılır. Bunu geçelim de, diğerleri nereye kayboldu? Nereye mi cevaplayayım; büyük alışveriş merkezlerinin, çok katlı, yürüyen merdivenli ve her nedense her daim asansör kuyruklarının mevcut olduğu, içinde yemek yemek, günümüz eğlence, araba yıkama gibi komple hizmetlerini barındıran soğuk ruhsuz binalarında, koridorlarında  kayboldu. Unutuldu bir yerlerde. İşte böyle nostaljisi yapılır, blog yazısı yazılır hale geldi. Büyük isimli, yabancı ve markalı zincir mağazaların zincirinde boğulup gittik. Alışverişi sosyal bir paylaşımdan öteye taşıyıp, makinelere terk edeli çok oldu.

Gelgelelim madalyonun diğer yüzüne… Her alışverişte “Acaba daha ucuzu var mıydı, daha iyi fiyata alınır mıydı?” paronayası yaşamak da var.  Kimileri de diyor ki “Her daim kazıklanıyor muyum duygusundan kurtuldum.  Her yerde her mağazada fiyatı aynı, teker teker dolaşmaya gerek duymuyorum, ya da pazarlık gibi bir şansım zaten yok, o yüzden dil dökmek zorunda kalmıyorum. Herkese uygulanan fiyat ne ise  bana da o uygulanıyor, acaba daha ucuza alır mıydım endişesi taşımıyorum, dahası içim rahat çıkıyorum mağazadan”  Bu şekilde  diyenler de mevcut.

Bugünün çocukları, yarının yetişkinleri olduğunda pazarlık denen kavramın bu anlamda bir alışverişte uygulanışını bilemeyecekler belki de… Ve bu, onlara yine evlerde soba olduğu, nasıl yandığı, nasıl evi ısttığı gibi veya siyah – beyaz, renksiz bir televizyonun ne menem birşey olduğu  anlatılmaya çalışılır gibi anlatılacak.  Giderek sayıları azalan ve büyük alışveriş merkezlerine rakip olamayan halk çarşıları da, pasajlar da kaybolup gidecek mi zamanla, yapılamayan icra edilmeyen meslekler gibi.

Her ne olursa olsun, ister standart fiyatlı bir yerden alışveriş yapın ister eski usul pazarlık yöntemlerini kullanın, aslında geçerli olan tek bir gerçek var ki; bu yazının sonunu o cümle ile noktalamak niyetindeyim. Her ne kadar konu ile çok bağlantılı olmasa da, çok sevdiğim bir hocamın sözüdür ve tüm müşteri ilişkileri, satış, pazarlama denilince aklıma geliverir, kulağıma küpe olmuş bir cümledir;

“Müşteri ayağıyla oylar, ya ayağını alıştırır ya ayağını keser.” *

* Prof. Dr. İsmail Üstel
 

 

Share
Bu yazı Ordan Burdan İçimden kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Alışamadığım Alışverişler için 14 cevap

  1. uzun zaman sonra gelip bu güzel sayfa ile karşılaşmak ne hoş oldu benim için
    yazı da bir o kadar hoş…tesbitler çok yerinde…emeğine sağlık…
    sevgilerle

  2. Nursu der ki:

    yüreğine, eline sağlık. benide çocukluğumdaki bir anıya götürdün.annemle bir alışveriş esnasında yapılan pazarlık annemin hoşuna gitmeyince kalsın o zaman dediğinde dünya başıma yıkılmıştı. annemse kulağıma fısıltıyla kapıdan çağıracak şimdi bak gör dedi.
    Ben hala o mağazanın önünden geçerken hala çağırılmayı bekliyorum. 🙂
    bazen pazarlık hep tüketicinin lehine olmuyordu.
    görüşmek üzere…

  3. Sevgidaimolsun der ki:

    ben raslamıştım bikaçkez hipermarketlerde sıkı pazarlığa giren insanlara kahkahalara boğulmuştum…
    onu hatırladım şimdi..
    değişik paylaşımdı..
    sevgi
    daim
    olsun

  4. Benduras der ki:

    Yine güzel bir yazı okudum sevgili arkadaşımın blogunda.Bir alışveriş yapma alışkanlığımız ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.Ruhunu katarak,duygularını vede yüreğini kararak yazdığı yazılar o kadar doyurucu oluyor ki anlatamam.Eline
    yüreğine saglık sevgili Nihansu.
    Sevgilerimle….

  5. Tolga Acar der ki:

    Ben de sevmiyorum AVM’leri. Ruhsuz, cansız ve soğuklar. Pazarlık alışveriş kültürümüzün önemli bir parçasıydı. Şimdi ev alınırken, araba alınırken falan rastlıyoruz pazarlıklara.
    Değişen toplumsal ve ekonomik yapı, küreselleşme adı verilen -benim kuşku ile baktığım- olgu alışverişleri biçimlerini de değiştirdi. Artık yalnızca alıyoruz sonra da veriyoruz.
    Artık alışverişe bile çıkmıyoruz, internetten almak varken kendimizi yormuyoruz mağaza mağaza gezip, çoğu zaman daha ucuza alıyoruz sanal marketlerden.
    Bu denli çok internet kullanmama karşın bir kez olsun alışveriş yapmadım internet üzerinden.
    Yine güzel bir yazı, yine nostaljik bir yazı, sevgili arkadaşım Nihan’dan.

  6. Güven der ki:

    Uygarlığa giden yolda yaşanan hızlı değişimelere
    ayak uydurmak o kadar zor ki! Uygarlık ve değişim derken;

    değişimin az,paranın pul olduğu zamanlar daha mı insandık;
    diye düşünmeden edemiyorum.

    Her yenilik güzel olmasına güzel de, tıka basa doldurululan
    şehirlerin kendi geçmişini unutup, uygarlık diye sadece yüksek
    binalarda yaşamaya zorlanmasını anlamya zorlanıyorum ben:))

    Güzel geçmişimizin ılık ve taze ve özlenen rüzgarlarını getirmişsin yine.

    Saygılarımla

  7. GEÇİŞ

    Yaşadığımız dönem ne çok dönüşüme tanık oldu ve olacak.
    20. yüzyılın son çeyreği ile 21. yüzyılın ilk çeyreği.
    Bu 50 yıllık süreçte olup biteni 1.000-1.500 yılları arası ya da
    M.Ö. geçen binlerce yılla karşılaştırma bile yapamayız.
    Yazın da değindiğin konu ise tamamen ekonomik dönüşümle ilgili yaşanılanlar.
    Kapitalizmde artık “esnaf” denilen küçük girişimci mefta oluyor.
    Hani şu “rekabet” masalının palavra çıkmasının delili bu.
    Her sektörde, piyasaya hakim olan bir kaç dev şirket ve otomasyona paralel gittikçe azalan ücretli.
    Ve tabi işsizler, işsizler, işsizler…

  8. Newbahar der ki:

    Ne güzel bir konuyu ele almışsın sevgili Nihansum.
    Pazarlık denince, babam ve eşim sıkı pazarlıkçıdır. Ama napsınlar onlarda alıştılar dev mağazaların standlarından ürünü beğenip, deneyip, kasaya tıkır tıkır ödemeye.
    Öte yandan düşünmeden edemiyorum, paramız yabancı firmaların kasalarına giriyor ve dış ülke ekonomisine katkıda bulunuyoruz ne yazık ki.
    Bu yabancı patentli dükkanların avantajlarıda yok değil hani. Arkanızda sizi gözetleyen, sıkıştıran bir bekçi yok, rahat rahat gezip, deneyebiliyorsunuz, ürün ile ilgili bi problem çıktığında hemen geri alıyorlar yahut gerekli işlemi yapıyorlar. Şikayetleri göz önünde bulunduruyorlar ve kasa elemanları pek bi güleryüzlü canım!
    ”Yerli malı, yurdun malı, herkes onu kullanmalı” diye öğretildi biz küçükken bilirsin. Ama öyle bir devirdeyiz ki herkes bütçesine uygun, kaliteli mal alma telaşında. Ne kadar canım yansada ben dahil bu tür yerleri tercih ediyorum.
    Pazar alışverişi için çıktığım zaman ise esnafın alırsan alma tavırları ve tezgahın müşterinin görmediği tarafına çürük malları koyması ve kakalaması beni deli ediyor. Büyük zincirleme marketlerde ise dilediğin kadar alıp, seçebiliyorsun.
    Hazır giyim sektörü, terziliği de öldürdü. Eskiden hatırlarım terziye elbise diktirdiğimiz çok olmuştur. Geçen yıl da terziye elbise diktirmek istedim lakin bana pahalıya patlayacak bir fiyat söyledi vazgeçtim. O yüzden de insanın ayağı AVM lere kayıyor ister istemez.
    Ha! birde internetten alışveriş ve TV den alışveriş var. Onlarda ise hiç mi hiç ruh yok canım:)

    Sevgiler

  9. Hande der ki:

    EzEl…

    Çok yazın var yorum yapılmayı bekliyor ama bana şu an için bu yazı çok cazip geldi.
    Pazarlık deyince annemden başka kimse aklıma gelmiyor ha bir de sen:)Ben de annemin aksine pazarlık olaylarına hiç girmedim şimdiye kadar sonunda kazanç olsa da…Yani hayatım boyunca kazıklandım:)Çocukluğumda gittiğimiz tatillerde şezlong pazarlığı, bindiğimiz dolmuşlarda,otobüslerde,pazarda kısaca annem heryerde herşeyin pazarlığı içerisindeydi. Utancımdan annemle hiçbiryere gidemez olmuştum. Bunun çingenelik olduğunu düşünürdüm hep ama sonra büyüdükçe anladım ki; satılan herşey bedelinin çok üstünde satılıyor ve 5 kere gidip gelme sonucunda ürün yarı fiyatına iniyor. Annem hep der ki:” yaşadığın bu evin eksikleri hep o kuruşlar sayesinde tamamlandı ” belki doğruydu belki benim de onun gibi olmamı istedi.
    Ama dediğin gibi artık AVM’ler sayesinde bu pek mümkün değil. Her nekadar pazarlık yapmayı öğrenemesemde sezondan değil bekleyip aynı ürünü 1 ay sonra yarı fiyatından almayı öğrendim…

  10. pazarlık!!

    Benim pazarlığım artık YUKARDAKİ ile!!! Baktım, ben şükrettikçe her nimete her mihnete(!), “bulduk bir enayi ne yapsam şükrediyor” demiş olmalı…ki, en büyük acılarla terbiye etmeye kalktı beni.. Şimdi artık kestim şükretmeyi.. bir pazarlık(!) tır ki aramızda sorma gitsin!!! Yalnız bir farkla.. ben verdiklerini daha ucuza almak için değil, paha biçemediklerimi vermemek için pazarlıktayım!!!
    Sıkıntılarımın komadan çıktığı bir gün yaşıyorum yine sevgili nihansum..bektaşiliğimi(!) hoşgöreceğine eminim.
    Bu arada sayfa dizaynını rengini kısaca şablonu mu değiştirdin?? Huzur veren görüntüyü çok beğendim…

  11. Teşekkurler,

    Hoş bir yazı ve her paragrafından dersler alınacak,
    dersler çıkarılacak gibi…

    Ben alışverişte pazarlık bölümüne takılı kaldım…
    Ticarette, bir malın maliyet bedeli vardır ve bunun üzerine makul kar oranı konularak satışa sunulur…

    Peki pazarlık etmek de neyin nesi oluyor?
    Ama ne yazık ki bizim gibi ülkelerde(genelde ortadoğu ile Asya),pazarlık yapılır…
    Adına da peygamber pazarlığı denir…
    Şaşar kalırım bu cümleye,
    Peygamberler, ummetlerini kandırmak icin mi? pazarlık yapıyorlarmış ! ! !
    Hani islamiyette yalan- riya büyük günahlardandı…
    Müslümanız elhamdülillah derken bir taraftan da pazarlık için eller sallana durur…
    kim kimi kandıracak dercesine…

    Saglık ve esenlikle kalınız…

  12. Antartika der ki:

    Hoş bir yazıydı, keyifle okudum, iyi ki aktarmışsın, okurken gözümün önüne çocukken annemle çıktığım alışverişler gelirdi, rahmetliyle Ulus’ta heykelin orada bir çocuk mağazasına gitmiştik, o zamanın modası uçuk yeşil yoksa pembe miydi şimdi unuttum:), kolları ve boynu tüylü bir elbiseyi ben çok beğenmiştim, annemse beğenmemiş almamıştı çok üzülmüştüm hala oradan geçerken aklıma gelir annem hep kendi tarzı şeyleri bana alırdı:)anneciğim keşke şimdi burada olsaydı:((
    sayfamdaki yorumunda sorduğun soruya aynen katılıyorum keşke yazacak iç açıcı, güzel konular olsaydı:(((

  13. Bahar Soysal der ki:

    Kızlar mükemmel bir blog hazırlamışsınız tebrikler 🙂 Bizlerin bu alışveriş merakı olduktan sonra erkekler yanmışşşş hehe…şaka misal şu anda almak için bir ürün arıyorum sitesinde çok pahalı geldi o kadar param yok…kocama desem bunu alıcam vallahi olay olur 🙂 Size de sorayım bu ürünlerin ucuzunun nerden alınacağını bilen varmı aşık oldum resmen 🙂

    http://www.tablocu.com/abstract_parcali_yagliboya_t/the_magic_yagliboya_tablo/resim/1683/

    Yardımlarınız için şimdiden teşekkürler, dediğim gibi çok güzel bir blog olmuş, başarılarınızın devamını dilerim.

    sevgilerimle
    Bahar Soysal
    ******************
    Teşekkür ederim ancak bu blog birkaç kişi tarafından değil sadece bizzat benim tarafımdan yapıldı. Çoğul değil tekil bir kişi söz konusu. Tablo konusunda da malesef ilgi alanım olmadığı için yardımcı olamayacağım.

  14. sevgi der ki:

    Bende bu güzel blog icin sizi tebrik ediyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir