Samsun’da Bir Tatlı Huzur

Kelimenin tam anlamı ile ruhumu dinlendirdim Samsun’da, baba evinde…

Babamın dillere destan bahçesi, yemyeşil çimenler, denizin kokusu, ılık rüzgar, sevdiğim insanlar, elimden hiç düşmeyen kitabım ve kahvem ile bir süreliğine herşeyi durdurdum, beklemeye aldım; iş stresini, ev işlerini, koşuşturmaları, yapılması gerekenleri, alınan notları, hepsini bir haftalığına erteledim.

Seneler sonra en yakın arkadaşımla yeniden Çiftlik Caddesi’nde yürüdük, bu kez yanımızda iki butçuk ile… Hatırlıyorum da deniz kenarında yaptığımız uzun yürüyüşlerde, geleceğe dair hayaller kurardık, üniversite bitmiş, evlenmişiz, çocuklarımız olmuş, çocuklarımız arkadaşlık ediyormuş ve biz yeniden Samsun’da imişiz. Şimdilerde bunların hiçbiri hayal değildi, meğerse o hayalleri kurduğumuz zamanların aslında hayatımızın en kolay yılları olduğunu farkedememişiz. İki butçuğun devamlı haylazlıkları, yerlerinde duramadan sürekli koşuşturmaları, hiç susmamaları derken biz ne konuştuğumuzu anlayabildik ne de bir arada olabilmenin keyfini çıkarabildik. Yıllar önce hep gittiğimiz Latin Cafe’nin olduğu yere baktık, yerinde yeller esiyordu, Kuğu Pastanesi’ni aradı gözlerimiz o da yoktu. Neyseki değişmeyen bir klasikti Çalıkuşu ve hep beraber tadını çıkardık. Bu yazılanları ancak benim dönemimde Samsun’da yaşayanların anlayabileceğini biliyorum ama bu yazmama engel olamıyor. Doya doya memleket kokusu çektim içime. İnsan uzakta kaldığında ancak anlayabiliyor değerini.

Tam 18 yıl olmuştu annemle babamın kendilerine bu evi alıp da bahçe ile uğraşmaya başlamaları… İlk taşındığımızda ağabeyimle ben, nasıl da hayal kırıklığına uğramıştık, etrafta tek bir ev yoktu, ulaşım sıkıntılıydı ve biz çok sıkılıyorduk. Şimdi düşününce çocuklarımız için nasıl da bulunmaz bir nimetmiş bizim ev. Sabah uyanır uyanmaz yemyeşil çimenlerde yalınayak yürümek, dalından koparıp mis kokulu domatesleri, biberleri kahvaltının baş aktörü yapmak, ellerimizi boyasa da doyasıya böğürtlen yiyebilmek, ayaklarımızı uzatıp serin akşamlarda sıcacık sohbetler yapabilmek…

Ara sıra böyle zamanı durdurmak gerek, herşeyi ertelemek, düşünmemek, huzur bulunan bir yere kaçmak gerekiyor, bahçenin dışında yaşam tüm acımasızlığıyla ya da ana haber bültenlerindeki dayanılmaz iç karartıcı haberlerle dolu olsa da tüm bunlara bir süreliğine kulakları tıkamak gerekiyor belki de… Kısaca ruhu huzurlandırmak, dinlendirmek…

Bir tatlı huzur almaya gittim Samsun’dan, bir nefes aldım, darısı herkesin huzur bulabileceği yerlerde başına…

Babamın Bahçesinden

Bahçedeki Kuzucuklar

Bizimkiler Mangal Sefasında

 

Babacığım ve Anneciğim İle

 

Yıllar Sonra Yine Samsun'da

 

Ruhu Dinlenmiş Ben

 

Share
Bu yazı Canım Ailem kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Samsun’da Bir Tatlı Huzur için 8 cevap

  1. Benim BİN tatlı huzur bıraktığım SAMSUN… gidemediğim, gittiğimde, olmadığını var sayıp sahte huzurlarla avunduğum görüntülerin yok olacağını bildiğim şehir.. Doğduğum büyüdüğüm ömrümü yiyen şehir.. Ama yine de Samsun dendiğinde içim titrer.. özlerim!! Şimdi şu duru bir su kadar güzel ve saf mutluluk kokan yazını okuyunca anladım ki, gerçekten özlemişim.. Hele de o muazzam güzel (ki hiç bu kadar olabileceğini düşünememiştim açıkçası) bir evde geçirelecek bir günün ömre eklenecek aylara dönüşeceğini anladıktan sonra..
    AH!!! KEŞKE lerime ekliyorum gelemeyişimi Orkidem..

  2. özlem der ki:

    Bir bayram anısı daha yaşamaya gidiyorum Giresun’a;
    şimdi kızlarım koştursun diye fındık ağaçlarının altında…
    ama biraz buruk yürekle
    çünkü büyümüşüz artık,
    iş, para, kariyer ve gelecek telaşları almış geçmişin saflığının yerini..
    dondurmak gerek bir yerde
    mola almalı ruhlar
    ne iyi etmişsin
    darısı başıma

    ilk yapacağım iş bahçeye dalıp ne koparabilirim dalından olacak…
    var mı bir isteğin?

  3. nuManaGa der ki:

    Memleket, aile, huzur… Var mı daha büyük bir mutluluk?

  4. Tolga ACAR der ki:

    Samsun, Malatya, Bergama veya Çanakkale değil özlenen, geçmiş özleniyor.
    Yazılarının tümünü okumuş biri olarak geçmiş zamana duyduğun özlemi, yitirilen değerleri aradığını, toplumun bugün geldiği durumdan memnun olmadığını, eski müzikleri, eski kitapları, eski arkadaşlıkları hatta eski kavgaları özlediğini düşünüyorum.
    Ele aldığın konu ne olursa olsun yazdıklarını keyifle okuyorum. Bu yazından çook keyif aldım.

  5. Didem der ki:

    Ne guzelmis babaciginin evi. Yemyesil huzurlu. Babaevi gibi olur mu? Fotolardan ne kadar mutlu oldugun belli 🙂 Hep boyle ol.

  6. elif cılga der ki:

    Tam 17 yıl sonra aynı yerde; kurduğumuz hayallerin büyük oranda!! gerçekleştiğini görmek, artık birer eş ve anne olmamıza rağmen baba ocağına dönüp tekrar çocuk olabilmek, 20 yıldır aynı şeylerden konuşup ağız dolusu gülebilmek ve hala dost kalabilmek… İşte Samsun seferimden bana kalanlar.
    Tam 13 yıl sonra Samsun yine evim oldu, iyi de oldu 🙂 meğer ne kadar özlemişim.
    Güzel arkadaşım/kardeşim, şimdi yeni hayaller kurma zamanı…
    Seni çooook öpüyorum

  7. Güven der ki:

    Spikerin dediği gibi; ” Hava güzel, zemin iyi, seyirci mükemmel; futbol için her şey müsait.” 🙂

    Bahçe, toprak, geçmiş, bugün; dostluk, buluşma ve anılar; her şey mükemmel; sevgi üretmek ve yaymak için her şey müsait:)

  8. Ecehan der ki:

    Samsunlu oluşunu şimdi öğrendim.
    Üniversite hayatım orda geçti. Ayrılalı da 18 yıl oldu. ;-((
    Latin Cafe, Kuğu Pastanesi bir de Çiftliğin sonunda muzlu rulo yaş pasta satan o pastaneyi hep hayal ettim.
    Mecidiye’deki sinema, 56’lardaki evim…
    Çok güzel, çok tatlı anılarla ayrıldığım şehir, Samsun.
    Çok şanslısın.
    Seni tanıdığıma çok memnun oldum Nihan.
    Sevgiler yeniden..
    ********************************
    Tandık, hoş bir rüzgar esti sayfamda… Ben bile unutmuşum neredeyse sayfamı, yazdıklarımı, çok mutlu oldum yorumunuzu görünce.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir