Hayatın Matematiği


Matematik ne kadar güzel bir bilim dalıdır, herşeyin eşitliklerle ifade edilebildiği, kendi içinde inanılmaz bir kurgusu olan ve hiç yanıltmayan bir bilim dalı. Çok fazla olasılıklara yer yoktur aslında, ya vardır ya yoktur, ya büyüktür ya küçüktür, ya eşittir ya da değildir.

Hayatı da matematiğe benzettim “The Curious Case of Benjamin Button“u izleyince. Herşey o kadar iyi kurgulanmış ki doğumdan ölüme kadar, doğmak, ağlamak, konuşmayı, yürümeyi, yemek yemeği öğrenmek, toplumsallaşmak bunların her biri bir denklemin parçaları gibi sanki. Hayat da eşitsizliklerle dolu, hatta artı ve eksilerle. Sıfır noktası ya da hayatımıızın orjini de oluyor bazen, ki herşeye sıfırdan başlamak diyoruz buna. Olasılıklar, açılımlar, kesişimler, toplamalar, çıkarmalar ve bölmelerle de dolu hayat. Çarpım tablosu ise hayatımız boyu bir kılavuz, ezber…

Bir gün bu kutsal kurgu yön değiştirdiğinde ya da aksi yönde hareket ettiğinde tüm düzen de alt üst olabiliyor. Tıpkı hız problemlerindeki gibi karşı yönden birbirine doğru hareket eden iki beden var, birinin hızı şu diğerinin hızı bu diyorsun, nerde karşılaşırlar? Karşılaştıklarında geç mi olur, yoksa erken mi varmışlardır birbirlerine?

Filmi izlemeyenler ya da film hakkında herhangi bir ön bilgisi olmayanlar sabah sabah bunları da nereden uydurduğumu ya da ne saçmaladığımı düşüneceklerdir. Naçizane tavsiyem, yavaş akışına aldırmadan filmi izlemeniz. İnsan doğası ve matematiği üzerine düşünmeye sevkediyor çünkü. Herşey bizim bildiğimizden farklı olsa ya da tüm bedenler A’dan B’ye doğru yol alırken tek bir beden B’den A’ya doğru yol alırsa ne olur? Herşeyi tersine yaşamak nasıl bir duygudur? “Hızlı yaşa genç ol cesedin yakışıklı olsun” mudur? Sanmıyorum. Yaşlı doğmak, bebek ölmek, hayatın matematiğine aykırı oysa.

Çok fazla yazmam aslında şuraya gittim, şunu yedim, bunu okudum, şunu izledim ve benim tavsiyelerim, eleştirilerim bunlar bunlar diye, ” Zevkler ve renkler tartışılmaz” klişesinden yola çıkarak. Üzerinde bunca düşündürmeye sevk ettiyse beni bu film,  etkilenmişim demektir.

Oysa ne kolaydır bir çocuğa yürümeyi öğretmek, ya da konuşmayı öğretmek, hayatın ritmi ters yakalarsa eğer bir gün, bir çocuğun konuşmayı ya da yürümeyi unutmasını seyretmek ne korkunç bir deneyim. Zamanın o hep bildiğimiz akrep ve yelkovan döngüsünün bizlere inat geri gelmek istercesine ters yönde devinmesi…

Daha fazla yazmayacağım çünkü yazdıkça filmden ipucu vermeye başlıyorum -ki hiç hoşlanmam-, belki de seyredin, sonra bu yazıyı okuyun derim, ne demek istediğim daha kolay anlaşılır yoksa sabah saçmalıkları olarak kalır bu yazı da bu blog aleminde.

Share
Bu yazı BeyazPerde & BeyazCam Yansımaları kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Hayatın Matematiği için 5 cevap

  1. Nursu der ki:

    Yazınızı beğendim elinize yüreğinize sağlık sabah saçmalığınız buysa ben halimden memnunum.zevkle okudum.bende benjamin button u izlediğimde farklı bakış açıları doğdu nedense acaba dedim zamanı bizde tersinden başlatabilsek hayat diye tabir ettiğimiz bu uzun metrajlı filmi tersinden başlatabilsek yine kalp kırıp yine basit hatalar yaparmıydık tercihlerimiz yine yanlış yönde olurmuydu. yoksa herşeyden nasibimizi almış yaşanmışlıkları en akıllısından yaşamış mantıklı tercihler yapmışmı olurduk bunu sordum kendime.hemde nedense hep benim matematiğimle bu hayatınki bi türlü tutmadı nerde yanlış yaptım diyede sorarım arada hala..film harikaydı bu arada

  2. Gurbetde Yazmak der ki:

    Yazınızda da belirttiğiniz gibi, film hikayesi ne olursa olsun, izlemekle anlaşılır ancak. Fakat zamanda geriye gitmek. Yaşlı iken genç olmak. İnsan geçmişinden dersler alır. Acaba bu filmde gelecekten ders alınıyor mu?
    sağlıkla kalın efendim.

  3. Bu tersine gidişi ilk duyduğum anda ilgimi çekmişti.
    Hele de bir alzheimer hastasını yakından gözlediğim şu günlerde
    iyice ilgimi çekiyor.

  4. Antartika der ki:

    Nihan’cığım merhaba, izlemem gereken film listem üç oldu:)))mustafa, Avustralya ve Benjamin..ya, kriz yüzünden bir türlü sinemaya gidemedim:)biriktikçe birikiyor filmler bakalım ne yapacağım:)))bu arada matematik hakikaten muhteşem bir şey ne yazık ki, bende hiç yoktur:)))sevgilerimle canım

  5. Tolga Acar der ki:

    “Sana beni yedi kez yıldırım çarptığını anlatmış mıydım hiç” repliği bile filmi unutmamama yetecektir. Benjamin’in yaşadıkları bir kara mizah gibi.
    Film etkiledi beni; hiç düşünmemiştim eşitlik olmazsa nasıl olur diye. İlk düşündüğümde gençleşmek düşüncesi bana cazip geldi ama Benjamin’in öyküsünü izledikten sonra hayatın matematiğinin olduğu gibi kalmasının en iyisi olduğuna karar verdim.
    Örneğin Benjamin “herkes yaşlanıyor ben gençleşiyorum” dediğinde, arkadaşı “senin için üzüldüm, sevdiklerinin ölümünü görmek kötü olacaktır” anlamında bir söz söylüyor. Bu söz eşitliğin olması gerektiğini yeterince vurguluyor.
    Çoz az film izlerim ve izlediklerimi de titizlikle seçerim. Benjaminin öyküsü gerçekten iyi film. Evet görecelik kavramını yadsımamakla birlikte iyiyi kötüden güzeli çirkinden ayırmamıza yarayan kimi ölçütler vardır. İyi bir film Benjamin Buttonun tuhaf öyküsü.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir