Reddediyorum

Çok sevdiğim bir söz vardır, “Uzlaşamıyorsan ve teslim olmuyorsan hayat güzeldir” diye. Düşününce aslında ne çok şeyi reddediyor ya da ne çok şeye teslim oluyoruz.  Evet reddediyorum, her cümlenin içinde kullanılan anlamsız yabancı sözcükleri, günlük yaşamımız içinde kendine yer etmiş onlarca markayı, ithal davranışları, bizim olmayan üzerimize bol gelen o başkalık duygusunu, internette sanal sohbet alanlarında -her nerede ise-  sembollü yazıları, bana hiçbir anlam ifade etmeyen o anlamsız sözcükleri içimden gelen kocaman bir haykırışla reddediyorum.

2 yıl önce yüksek lisans tezimi yazarken tez konusu gereği uzunca bir zaman bunu araştırmıştım. Ne tür anlamlar yükleniyordu bu sembollere, neden kısaltılıyordu bu kadar kelimeler, zamandan mı tasarruftu, bilgisayar tuşlarına dokunmak uzun uzun, zor mu geliyordu? Araştırmayı tamamlamak için yaklaşık 30-35 kişi ile sanal sohbet ortamlarında sohbet etmiş hatta ağzımın payını almıştım diyebilirim. Konuştuğum ya da yazıştığım insanların pek çoğunun bu zaman tasarrufu yoluna başvurduklarını ve aslında bizim olmayan bizimmiş gibi kelimeleri tükettiklerine şahit olmuştum.

Liste uzayıp gidebilir, sadece içimdeki reddetmenin bugünkü adı “Türkçe’ye  saygısızlık”. Ne kadar kaçsak da kullanmamaya çalışsak da ister istemez bizi de sarmalıyor, bir yerden sonra zorunlu hale geliyor. Ey blog okuru varsa benim de yazılarımda bu tür yanlışlarım düzelt beni. Yazar olarak bir rica sadece.

Share
Bu yazı Ordan Burdan İçimden kategorisine gönderilmiş ve , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Reddediyorum için 8 cevap

  1. Nursu der ki:

    Yazınızı okudum ve size katılıyorum ilk başta bende başka bir dil öğrenir gibi üzerinde durmuş ve anlamaya çalışmıştım epey zorlansamda öğrenmiştim sonra.merhabayı mrb selamı slm iyiyimi iii yazıp gönderenere baktımda kuşak farkı bu olsa gerekti.onlar anlattıklarını daha az harf kullanarak anlatmayı seçmişlerdi.asıl önemli olansa kendilerini ne kadar anlatabildikleri ve ne kadar anlaşılabildikleriydi bence.

  2. Merhaba nihansu,
    Bu olumsuzlukları giderbilmenin çözümü var mı?
    Cevaplanması çok zor olan bir soru bu ! ! !
    Dünya ülkesi olacağız derken, özbenliğimizi yitirmeye başladık. Ülkemizde 60 lı,70 li, 80 li yıllarda yapılan üretim ve topraktan yetiştirdiklerimizi bir kaç kuruş çalışmadan alacağımız paralara heba ettik.
    Çözüm olması için; üretmeliyiz, çalışmalıyız, bizim değerlerimizi dünyaya yaymalıyız ki çözüme ulaşabilelim.

    Yorumunuz için teşekkür ederim…
    Sağlıcakla kalınız…

  3. Misscritic der ki:

    Nihayet bugün her şeye karşı modundayken iadei ziyaret yapabildim size:))
    Ben de reddediyorum. :)) Kelimeleri yutanları, sesli harfleri kaldıranları, Türkçemizi katledenleri.
    Sevgiyle kalın…

  4. Tolga Acar der ki:

    Teşekkür ederim yerine tşk ederim,merhaba yerine mrb, selam yerine slm ve bir takım garip semboller(gülen kafalar vb.) internet üzerindeki iletişim ortamında sıkça kullanılıyor. Bence bu dilimize saygısızlık. Zaman tasarrufu veya kolay oluyor gibi gerekçeleri kabul etmiyorum. Dilimizdir önce bizi bir arada tutan. Biz dilimize özen göstermeyi bir ulusu ulus yapan en önemli ortak paydalardan birinin ‘dil’ olduğunu öğrendik.
    İnternet veya cep telefonu gibi çocukluğumuzun popüler dizisi uzay yolunda gördüğümüz ve birgün kullanacağımızı dahi düşünmediğimiz elektronik aletler inanılmaz bir hızla günlük yaşantımıza girdi. Bize sağladığı kolaylıklar var. Ancak yitirdiklerimiz çok daha fazla; birbirimizle daha az görüşür olduk, duygusuzlaştık, çıkarcı olduk… Dilimiz de yozlaştı bu arada.
    İnternet ortamında kullanılan bu dilden uzak duruyorum. Nihan’ın bu konu üzerine bir yazı yazması sevindirdi. Böylece düşüncelerimi açıklayabildim. Türkçeyi Türkçeden uzaklaşarak kullananları eleştirme olanağı buldum. 1985 ve daha sonra doğanların çoğunluğu Türkçeye özen göstermiyor diye bir saptama yaparak yorumumu bitiriyorum.
    Nihan blog sahibi olmak için ne yapmalıyım? Yazacaklarım içime sığmıyor artık.

  5. Aylin der ki:

    Bloguma yapmış olduğunuz ziyaret ve çok güzel yorumlarınız için çok teşekkürler. Beni çok mutlu ettiniz. Artık sürekli takip edeceğim harika bir arkadaşım olmasından dolayıda çok mutluyum aynı zamanda. Sizin yazılarınız yanında benimkilerin lafı bile edilmez. bayıldım bende size. özellikle şöhretin hikayesine.. sağlıcakla kalın..

  6. antartika der ki:

    Sevgili Nihan, öncelikle ziyaretinize ve yorumunuza teşekkür ediyorum. Türkçe benim de ‘açtırma kutuyu, söyletme kötüyü’ denilecek bir yaradır! Belki ben de zaman zaman ağzımdan yabancı sözcük kaçırıyorumdur, inanın nefret ediyorum, bu konuda blogumda günlük-sohbet babında çok yazılarım vardır..oturduğum mütevazi semtin, ayağında pembe çorap, terlik, uzun etek, yelek, başı yazmalı, kadınları misafirlikten giderken kucağındaki bebelere “hadi baybay de” diyorlar! Bu kıyafet tarifini onları küçümsemek için değil, yabancı sözcük kullanımının artık her kesime yerleştiğini belirtmek için yaptım. Eskiden sadece elit dediğimiz bir tabaka, sosyetik tabaka böyle ‘baybay’, ‘mersi’ diye konuşurdu. Şimdi gecekonduda oturan da ‘baybay’ diyor! İkaz etmek lazım, bazı konulara ile yasak getirmek lazım, bir,iki gün önce Uğur Dündar’ı eleştirmiştim blogumda haber saatinde “enkırmen” deyip duruyordu! yanlış hatırlamıyorsam “enkırmenin batsın len, senin baban da mı enkırmendi?” demiştim:) başınızı ağrıttım, konu çok önemli, dilimiz elden gidiyor, kendimize yabancılaşıyoruz, dilimizin gitmesi demek kimliğimizin gitmesi demek..yazıklar olsun unuz

  7. Dil de özenli olmayanlara (başta kendim) ben de
    çok kızıyorum.
    Hatta, sizin bu yazıyı yazdığının günlerde ben de
    ‘dilimi ısırmak’ temasından yola çıkarak
    bir öykü yazmıştım. Ama blog için değil.
    Editörümüz önümüzdeki günlerde mutlaka yayınlar.
    http://www.yemekhikayeleri.com.

  8. Güven der ki:

    Öğreti ve öğrenimler ile kendi ismimizin sahipleneceği
    bir yaşamı kabul etmek: sanırım insanın en büyük kazanımı!

    Sen daha iyi bilirsin, Siz daha başarılısınız, biz daha
    kötüyüz ve biz geri kaldık-biz üretken değiliz pişkinliğinin
    miskinliğine giden yoluna yoldaş değilim! Kendini bulmuş insan;

    başkaları istedi diye daha zengin ve daha acımasız olabilir mi?
    Asla! Kendini bulmuş insan; Zenginliği de sorgular ve yeniden
    adlandırır, yoksulluğu da, kaybedişleri de.

    Ömrümüz başka ülke, başka milletleri överek geçti ; kas gücümüz
    hariç. Halbuki,hayatın test edilmiş ve tarihin içinden bize seslenen
    nice kaybediş öyküsünün; harika bir ” kazanış” öyküsü vardır.

    Birilerinin tıpkısı olmak ve bize ait olmuş özü inkar etmek ve de,
    ana dilimizin öğretileri ile dolu olan Türkçeyi BİLEREK katletmek ne hazin!

    Sevgiler

    Bağlantı »

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir