Bir Yaşam “Serenad”ı

Okul yıllarında öğrenmiştim; bir bilgiyi öğrenirken, anlamaya çalışırken ne kadar çok duyu organımızı öğrenme edimine katarsak o oranda daha akılda kalıcı oluyormuş bilgi. Bu sebeple öğrencilik yıllarımda sadece gözlerimle okumazdım, sesli okurdum kitaplarda yazılanları, notlar alırdım ve sonra el-kol koordinasyonu ile karşımda biri varmışçasına konuyu anlatırdım. Samsun’daki evimizde apartman boşluğuna bakan, karanlık ve sadece 4-5 metrekare olan annemin deyimiyle “hücre” odamda tüm bu sesli ve canlandırılan ders taktiğimi ifa ederken alt kat komşumuzun benimle aynı yaşta olan ama ders çalışmayan haylaz oğlunu annesi zorla oturtup beni dinletirmiş. Odalarımız apartman boşluğuna baktığı için de sesim olduğu gibi alt ve üst katlara kolayca gittiği ve bu sebeple sadece beni dinleyerek de sınavlara hazırlanan gizli bir dinleyicim vardı.

Konu bu değil aslında, konu tüm bu duyu organlarını işin içine katma tekniğine bugünlerde bir tanesini de ilave ediyorum; kurgusunu yapma, hayalini kurma, öyküleştirme.

Dümdüz bir tarihi hangi öğrenci okumak ister? Kim sıkılmaz okurken? Şu yıllarda şunlar olmuş, bu savaşlar yapılmış, bu ülkeyi şu yönetmiş, şu ülke şunu bozguna uğratmış gibi bir dizi tarih, isim ve anlaşma ile dolu satırlar. Oysaki hep bu türde yaşanmış tarihi olayların ardında kalan öyküler, parçalanmışlıklar bilinse nasıl da keyifli okunur diye düşünüyorum.

1917 yılında Çarlık Rusyasının yıkıldığını, Rusya’nın I. Dünya Savaşı’ndan çekildiğini ve rejimin değiştiğini bilmemle sınırlı olan bu ülkeye ait bilgilerime “Kurt Seyt & Shura” adlı romanı okurken bir geçişin acılı öyküsü olmak üzere çok başka bir pencereden bakabilmiştim. O roman ile hem müthiş bir aşk öyküsünü hem de o yıllardaki o değişimin sancılarını, işgal altında İstanbul’u ve bu kentteki Beyaz Ruslar’ın inanılmaz yaşam öykülerini aralamıştım. Okurken kendimi kimi zaman St Petersburg’da kimi zaman Pera’da hissetmiş, her satırda benim de bir kadeh votka içesim gelmişti.

90’lı yıllarda Avrupa’nın göbeğinde yaşanan utanç verici savaşı bir de “Sevdalinka”dan dinlemiştim.  “Nefes Nefese”de Alman zulmünden kaçan bir Yahudi treninde hissetmiştim kendimi. “Katre-i Matem”de Lale Devri’nde yaşayan bir Osmanlıydım. “Safiye Sultan”da bir hadımın ağzından okumuştum Osmanlı’nın karanlık koridorlarını.

Her tarihi romanda hem tarih bilgilerimi tazelemiş hem de salt düz tarih olarak okunan satırların aslında bir zamanlar insanların yaşamında ne derin yaralar açtığını, ne aşkların yarım kaldığını ve nasıl da insanlık dramları işlendiğini öğrendim. Tek bir yönüyle değil insani yönüyle tarihe bakmanın bir yoluydu bu.

Çıkar çıkmaz aldığım ve bir günde okuyup bitirdiğim Livaneli’nin Serenad isimli son romanında da aynı tadı yakaladım. Nazi Almanya’sından kaçan bir Alman’ın Yahudi olan eşi ile unutulmaz aşkını, o yılları, o yıllarda yaşanan dramları, I. ve II. Dünya Savaşları’nda kimliklerinden, milliyetlerinden, dinlerinden vazgeçirilmek zorunda bırakılan insanların öyküsünü okudum satır satır.

Her kitabın bendeki  çağrışımı farklı oluyor, bu romanı okurken de sadece romana konu olan Schubert’in Serenad’ını dinledim. Ve ben o yıllardaydım adeta, eski İstanbul sokaklarında dolaştım, genç Türkiye’yi yaşadım yeniden. Neredeyse her bölümde çok yeni bilgiler edindiğim, yaşam öyküleriyle dolu, günümüz ile geçmişin çok güzel kıyasını yapan ve özellikle eski aşkların nasıl da farklı olduğunu gözler önüne seren bir romandı Serenad.

Livaneli’nin usta ve  akıcı dilini zaten biliyordum. Ama bu romanda özellikle bir kadının duygularından yola çıkarak yazabilmesi, kadın dünyasını bu kadar güzel anlatabilmesi sunumunu daha bir eşsiz kılıyor.

Şimdilik sizleri yandaki kutucuktaki Schubert’in muhteşem müziği eşliğinde Serenad’dan satırlarla başbaşa bırakıyorum ve yeni bir zamana yeni bir romanda yolculuk etmeye gidiyorum.

*****************************

Serenad’dan İnciler…

“İstanbul sana hep ihanet eder ama sen yine de onu sevmeye devam edersin”

“Her iktidar öldürür, kimi az kimi çok…”

“Coğrafya kaderdir” (İbn-i Haldun)

“İstanbul’u sevmezse gönül, aşkı ne anlar?” (Yahya Kemal)

“Senden çalınabilen bilgi senin bilgin değildir”

“Bir kız çocuğunun büyümesi ne zaman biter acaba? İlk adet gördüğünde mi, 18 yaşını doldurunca mı, evlenince mi, saçına ilk ak düşünce mi? Bence hiçbiri değil. Bir kız çocuğu büyümez, kaç yaşına gelirse gelsin asla büyümüş gibi hissetmez kendini. Son nefesini içi arzularla, heyecanlarla dolu bir kız olarak verir. Ama değişim yaşar. Hayat o kızı sürekli değiştirir ve bu değişimlerin hiç şaşmayan bir aktörü vardır; Bir Erkek!”

“Aşkla ölüm birbirinin düşmanıdır”

“Ancak hikayesi anlatılan insanlar varolabiliyor”

Share
Bu yazı Kitapların Kardeş Kokusu kategorisine gönderilmiş ve , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Yaşam “Serenad”ı için 3 cevap

  1. Muhteşem bir anlatım… Hoşuma gidiyor .. ukalalık gibi görünebilir ama sende kendi çocukluğumu- öğrenciliğimi- gençliğimi görüyorum.. keşke senin kadar uysal ve zarif de olabilseydim.. “Bir kız çocuğunun ne zaman büyümesi” ile ilgili cümleyi tanıyorum ben… bir başka yerde okumadım.. YAŞIYORUM!! 🙂

  2. ezgi der ki:

    Tarih…
    Öğretmenlerin bana bir türlü sevdiremediği bir dersti.
    KPSS sınavına çalışırken,çok sevdiğim bir öğretmen arkadaşım bildiğim her şeyi farklı bir gözle görmemi sağladı.
    Zor olanı sevdirmek için de iyi bir eğitim gerekiyordu işte…
    Kitap okumayı da mahallemizde oturan bir öğretmen abla sevdirmişti.Evine konuk olduğumuzda memleketinden getirdiği mis kokulu kitapları dağıtırdı hepimize…
    Kitabın bitiminde başka bir kitaptan tat alamayacağımı düşünürdüm;fakat her yeni kitap bana ayrı hayatların kapısını açardı…
    Livaneli kitaplarından “Son Ada”ve “Mutluluk”u okudum.Aslında “Serenad” da okumayı geciktirdiğim kitaplar arasında…
    Yazılarınla da konuşuyorsun sen,ben seni okumuyorum,dinliyorum sanki…

  3. Tolga ACAR der ki:

    Romanlar/roman okumak üzerine yazdıkların “benim” diyen denemecinin dahi kolayca üstesinden gelemeyeceği bir anlatıma sahip.
    Serenad’ı okumadım bu nedenle yorum yapamayacağım. Livaneli’ye gelince ortaokul yıllarımda tanıştım ezgileriyle. Dünya çapında bir müzisyen olduğunu kimse yadsıyamaz. İlk olarak mutluluk romanını okumuştum, sonra diğer yazdıklarını. Yazarlığı da tartışılmaz. Çok yönlü bir sanatçı… İyi ki var. -son zamanlarda çok popüler oldu bu deyim, herkes birbirine “iyi ki varsın” diyor. Modaya uydum böylece.
    Serenad bir yana, yorum yapmakta olduğum yazındaki içten anlatımını sevdim. “İyi ki varsın.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir