Yazar Ne Zaman Yazar?

 

Dün gece bir kitap okumaya başladım ve bugün öğleye doğru kitabı bitirdim. Kitap bitti ama ben kitaptan sonra uzun düşüncelere daldım. Bir yazar, kendini yazarak geliştirebilir mi? Yazarak mı olgunlaşır? Yoksa bu, doğuştan Allah vergisi bir meziyet midir de, kendini geliştirmeye ihtiyacı yoktur yazarın, kelimeler dökülüverir kaleminden.

“Git Kendini Çok Sevdirmeden” adlı ilk romanıyla tanımıştım Tuna Kiremitçi’yi. İlk yayınlandığında uzun süre “çok satanlar” listesindeydi, özellikle benim kuşağımı anlatması, daha çok genç okuyuculara  hitap etmesini sağlamıştı. 2002 yılıydı bu genç yazarla tanıştığım zaman. Kitap, konusu itibariyle etkileyici olsa da, mekanlar, dinlenen müzikler ya da hissedilen duygular tanıdık olsa da çok da etkileyici bir dili yoktu bana göre. Genç bir yazara göre ilk kitap için başarısız değil ama muhteşem de değildi. Ardından yazarın ikinci kitabını da alıp okumuştum, ilkindeki o buruk tat yoktu, hatta sıkıcı bile diyebilirdim. Ve sonra, çok zaman sonra ismiyle beni çeken “Selanik’te Sonbahar” adlı kitabını okudum önceki yaz. Ve aradan geçen dokuz yılda yazarın kendisini nasıl da geliştirdiğine, kelimeleri artık nasıl da ustaca kullanabildiğine şaşırdım. Kitabın sonlarına kadar romanın kurgusunu çözememiş ve gizli bir ironiyle anlatılan kurgunun muhteşemliğine de şapka çıkartmıştım. “Gönül Meselesi” adlı son romanından sonra bugün kendimi bu konuyla  ilgili düşünürken buldum:

Bir yazar gerçekte ne zaman yazar olur? Bunun bir acemilik, olgunluk ya da ustalık dönemi var mıdır? Az önce yukarıda bahsettiğim Tuna Kiremitçi, geçen süre içerisinde, bir okuyucu gözüyle yani bence kalemini inanılmaz geliştirmiş, romancılık teknikleri ve etkileyicilik konusunda her yıl kocaman adımlarla yol almıştı. Ama diğer taraftan düşünüyorum; Nermin Bezmen’in okuduğum hiçbir kitabı bana göre ilk kitabı kadar başarılı değildi; Kurt Seyt&Shura. Sonrasında okuduğum hiçbir romanında ilk romanındaki tadı alamamış ve o ilk romandaki başarıyı görememiştim. Hele ki sıradışı yazar Hakan Günday’ın yine bana göre en etkileyici ve en başarılı romanı 0lan Kinyas ve Kayra’yı henüz 19 yaşında yazdığını öğrendiğimdeki hayretim ve dahası bunun Hakan Günday’ın ilk kitabı olduğunu öğrendiğimdeki şaşkınlığım…

Ve karar verdim; sanırım bunun bir ölçüsü yok, evet yazarak gelişiliyor olabilir ama yazdıkça daha başarılı eserler ortaya çıkacak diye de genel geçer bir kural yok. Ya da belki bu, okuyucuya göre de farklılık gösteren bir durum. Kimi yazarın ilk, kimi yazarın üçüncü, dördüncü kitabı, kiminin de en son yazdığı gönül zirvesine oturtuluyor. Zaman içinde yeni keşfedilen bir yazarın nasıl farklılaştığına şahit olmak da değişik bir duygu, ilk okuduğumuz kitabıyla gönül telimizi titreten yazarın sonraki kitaplarında daha üstte bir hazzı yakalayamamanın yarattığı hayal kırıklığı da…

Çok önceleri bir yazıma gelen bir yorumda şöyle bir cümle geçmişti; “İnsan okur, okur, okur, okudukça bardak damla damla dolar ve bir gün taşmaya başlar. İşte o zaman gerçekten bir yazar olmaya başlarsın”. Hayatımda, bundan sonrası için olan  hayallerimin arasında bir yazar olabilmek veya bir roman yazabilmek var. Kendimi bazen yazacağım kitabın genellikle ilk sayfasına eklenen ithaf kısmını düşünürken buluyorum.  Bazen de bu ikilemi yaşıyorum, dolmayı mı beklemeli ya da yazıp zaman içerisinde gelişmeyi mi?

Tek bildiğim herşeyin bir zamanı var ve o zaman geldiğinde ilham perilerinin kaçıncı kitapta  daha fazla yardımcı olacağını kestirmek mümkün değil.

Ben ise hala dolmayı bekliyorum ama en azından -ki olursa eğer- kitabımı kime ya da kimlere ithaf edeceğimi bulmuş olmanın rahatlığı içerisindeyim . Ehh bu da bir gelişme  değil mi ? 🙂

 

Share
Bu yazı Ordan Burdan İçimden kategorisine gönderilmiş ve , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yazar Ne Zaman Yazar? için 4 cevap

  1. özlem der ki:

    parçalar bütünü tamamlamaya başladığında ve yazdıklarınla yaşamaya başladığında başlamışsındır aslında yazmaya bence…
    yalnızlık köşesinde sana ayrılan sürenin sonuna gelip gün ışığına çıkman ve çıkarman gerektiğinde başlarsın. Devamı için bkz: mavivekirmizibalik

  2. KİTABINI “KİME YA DA KİMLERE…. ” ithaf edeceğine takmış durumdayım.. belki son cümle olmasından!! 🙂
    Kitap, kitabın içeriğindeki kişiye ithaf edilmez, edilmemeli bana göre.. yani ismen! Eğer yazar, anlatımında yerleri ve de zamanı hatta isimleri bile değiştirmiş olsun; orada kimin, ya da ne/neresinin anlatıldığını okuyan anlar.. hatta… yanlış yere konan cisimleri bile fark edebilir..
    Yazını büyük bir heyecanla okudum Nihan.. Belki nicedir yazmamandan veya yazılarına olan özlemimden.. Seni tanımama, tanımak istememe sebep olan o içten duygularına gerçekten bir okur olarak ihtiyaç duyuşumdan..
    Ancak, bilmeni istediğim bazı gerçeklerle tanıştırmak istedi canım seni.. 🙂 Suya girmeden yüzme şampiyonu olamaz bir insan ya da bilse de boğulamaz!!
    Yani, kütüphaneler dolusu kitap okuyan bir kişinin bir satır yazamamasını; ya da her gün roman üstüne roman okuMAyan bir kişinin satış rekorları kıran kitaplar yazmasını neyle izah etmeli? İnsanın okudukça dolması, kelime haznesi ile doğru orantılıdır.. Muhakeme yeteniğini geliştirmeye yarar… Tenkit ya da takdir duygularını sunmasına yardımcı olur..Kabul!.. Ama, ve fakat!!!! damla damla dola dola yazar olunmaz… Eğer kişide YAZMA yeteneği varsa bir bardak su bile onun için doludur… eğer yoksa, havuzlar dolsa ne işe yarar???
    Yani demem o ki Orkidem, eğer ben bir nebze yazabilmeyi becermişsem, o zaman diyebilirim ki SEN, yazdıkça ışıldayacak gizli bir cevher saklıyorsun derinlerinde..
    “Tesadüf” geçerken bırakıvermiş yaşam armağanı olarak!!

  3. mehmet_osman der ki:

    Bazen tek bir kitap, bazen tek bir şiir o kişiyi en büyük romancı veya şair yapmasına yeter, bence… Maalesef toplumuzda sanatkâr ve edebiyatçılar birbirini kıskanır, bunu çok gözlemledim ve bunu bencillik ve ego ile değerlendirdim.

    Sizin roman yazma serüveninizi ve gerçekleşmesini diliyorum… içten yazılan, biriktirilen her şey güzeldir!

    Dostlukla…

  4. Tolga ACAR der ki:

    Yazmanın ön koşulu okumaktır bana göre. İyi bir okur olmayan yazar olamaz. Daha da ileri gidip okuma işini aksatan bir yazarın yazma işi de aksar diyeceğim.

    Yaşanmışlıklarla, deneyimlerle yazmak arasında -sanıldığının aksine- önemli bir bağ yoktur. Sözgelimi Balzac, Goriot Baba’yı yazdığında henüz otuzlu yaşların başındaydı, çocuk ve torun sahibi değildi. Yaşlı Goriot Baba’nın trajedisini yazabilmesi ilginçtir.

    Tuna Kiremitçi’nin bir kitabını okudum, en az 10 yıl olmuştur. Bu nedenle yazara ilişkin bir fikrim yok. Bununla beraber tıpkı Elik Şafak, Ayşe Kulin, İhsan Oktay Anar, Dan Brown, Kemal Tahir gibi benden veto yemiş yazarlardandır kendisi; popüler edebiyatın önemli temsilcilerinden…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir