Mızmız Yememeler

                                  

40 yıl düşünsem benim gibi müzmin  diyetkolik olan bir kişinin içinde yemek olan bir sitede yazmaya başlayacağını. (Yemek Hikayeleri)  Böyle siteleri genellikle es geçerim, zira ne zaman bakmaya ya da incelemeye başlasam karnım acıkır, canım çeker ve pazartesi başladığım bilmem kaçıncı diyetim çarşamba günü hakkın rahmetine kavuşmuş olur. Bir yandan böyle düşünmekle beraber aslında hayatımda yemeğin, yeme içmenin ne denli çok yeri olduğunu da yadsıyamam, sanki ben kaçmak istedikçe bana yaklaşan bir şey yemek. Evlenmeden önce sadece makarna yapmayı bildiğimi söylemekten de utanmıyorum hatta oğlum doğuncaya kadar yaratıcılığımı yemekler üzerinde de kullanmadığımın da ayrımına vardım.

Yazmaya başlamadan önce neleri paylaşsam diye düşündüm, durdum. Birden cevap kendi içimden geldi, bilmem kaçıncı diyetim, kalorilerim, yöresel yemekler ya da tarifler değildi içimden gelen sesin bana verdiği yanıt. Yanıt son derece basitti; yemek ve oğlum. Anne olanlar ve özellikle çocuğunun yemek yeme problemi olan, daha doğrusu yemek yeme konusunda mızmız olanlar beni ve ne demek istediğimi gayet iyi anlayacaklar. Üzgünüm “Babalar da anlayabilirler” diyecek kadar kibar olamayacağım.

Efendim, eğer oğlunuz veya kızınız yemek yememek için türlü bahaneler üretirse, müzmin bir iştahsızlık hali yaşıyorsa, sadece abur cubur yeme isteği ile dolu ise (genlerinden geliyor sanırım) ve üstüne üstlük bir sürü de yemek seçiyorsa ne yapacaksınız? Kendi hikayemden yola çıkayım, önceleri her türlü şaklabanlığı yaptım, güldürerek, masal anlatarak ve sürekli konuşarak yemek yedirmeyi denedim. Bir süre sonra bu, şarkı söylemeye, yerlerde timsah yürüyüşü yapmaya kadar vardı.

Değişen bir şey yok bu arada, bu sefer sert olmaya kurallar koymaya başladım, “Bak eğer bunu yemezsen, şunu yapmam” gibi ve başladı ağzında sakız ettiği lokmasını yutması için 10’a kadar saymalar. Ama hala sonuç yok, nafile çabalar bunlar.

En sonunda doktoruna yalvardım bir gün: “Ne olur iştah açıcı bir şurup falan verin, dayanamıyorum artık” dedim. Çünkü çok biliyorum mama sandalyesi başında sinirden ağladığımı, çocuğunu doyurmuş ve yedirmiş bir annenin sahip olduğu zafer edalarına sahip olamadığımı. Doktorun söyledikleri çok kısa ve özdü: “Bırakın, yemiyorsa yemesin, aç kalmaz, ihtiyacı kadar yer zaten” . Bir süre denedim bunu “Ha yemiyor musun, peki” deyip önünden almalar başladı, “Canın isterse” diyordum içimden, sonrasında çikolata ve bisküvi için ağlamalarını duymazdan gelerek.

Böyle böyle 4 yılı devirdik oğlumla, hala bacakları boğum boğum olan bir bebek görünce acaba nasıl bir duygudur pişik kremi sürerken kremin boğumların arasında kalması diye de düşünürüm. Ya da bazen yemekle arası iyi olan arkadaşlarımın çocuklarına yemek yediririm çünkü bayılırım hiç bir açıklama yapmadan ağzını açan ve yemek bekleyen çocuklara. Şimdilerde geldiğimiz nokta ise evet yemesi gerekenleri yemez ise başka da hiçbirşey yemiyor bizim butçuk ama yine de ne olursa olsun hiçbir güç bir parça ıspanağı ya da patlıcanı onun ağzından içeriye sokamıyor.

Ne mi yapıyorum? Dedim ya anne olunca yemek konusunda ne kadar yaratıcı olduğumu anladım, buldum tabiki bir yolunu, Bu yol da bir sonraki yazının konusu olsun. 

Share
Bu yazı Yemek Hikayeleri'nden kategorisine gönderilmiş ve , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir