Müzikal Bir Taşınma

Yazının Müzik Kısmı:

 Bir filmi ya da bir oyunu en etkileyici yapan unsurlardan birinin müzik olduğunu düşünürüm. Ne zamanki bir filmi izlesem eğer müziği beni etkilemişse mutlaka sonunda kimin tarafından yapıldığına bakarım, Oscar törenlerinde en ilgimi çeken ödül, film müziği kategorisidir. Örneğin “Rock IV” filmini benim için unutulmaz yapan o unutulmaz müzikleridir ve ne zaman hızlı araba kullanmak istesem boş bir yolda hep aynı sahne aklıma geliverir ve hep aynı şarkı; “No easy way out” (Kolay bir çıkış yolu yok)

Müziğin yaşamımızda nasıl yer ettiğini anlatan bir yazı yazmayı düşünmüştüm ama rafa kalkmış blog konularından biri oldu benim için, zamanla. En sevdiğim, benim için bir numara diyebileceğim hiçbir şarkı yok aslına bakarsanız, tüm beğendiklerimi düşündüğümde hepsinin bir başka anlamı var çünki. Müzikle yaşamı içiçe görüyorum, hayatımızı da bir film gibi düşünürsek ya da yaşamımızı bize bir klip şeklinde hazırlasalar, hiç düşündünüz mü sizi hangi müzik anlatır ya da hangi şarkılar? Bazen bir koku, bazen bir obje bazen de bir ezgi alıp sizi dünyanın öbür ucuna taşıyabildiği gibi, geçmişinizin koridorlarında size esaslı bir yürüyüş de yaptırtabilir. Aslına bakarsanız hep birbirine benzer olayları ya da durumları yaşıyoruz ve ne zaman bu duygularımıza tercüman olan bir şarkı duysak “İşte bu beni ve duygularımı anlatıyor” diyoruz, milyonları da anlattığını bilerek ya da bilmeyerek. Annem abime bakıp bakıp “Bu eller ne zaman büyüyecek de adam olacak?” dermiş içinden abim bebekken. Aynı cümleyi farkında olmadan ben de sarfediyorum çokça ve sonra bir şarkı çalınıyor kulağıma Sezen Aksu’nun Kınalı Kuzum’u.  “Kınalı kuzum büyüdün de adam mı oldun?, Yanağı pembem dudağı kirazım” şarkı sözleri… “Hah işte” diyorum tek ben değilim ya da annem değil bu tür duyguları yaşayan, her anne hissediyor. Bazen rastlıyorum duygularını uzun uzun anlatmak yerine bloglara tek bir şarkı koyuluyor da, “İşte bu benim bugünkü ruh halim” deniliyor ya da yazıya fon müziği seçiliyor. Sessiz sedasız bir blogum var bu anlamda.

“Müzik ruhun gıdası” diyen kişi ne doğru bir söz söylemiş, müziksiz yapamıyorum, evde, işyerinde her yerde müzik dinliyorum. Öğrenciyken en vazgeçilmez aksesuarımdı walkmenim, kulağıma yapışık gezerdim, Cebeci-Kızılay hattını mutlaka müzik eşliğinde yürürdüm ve kendimi bir filmde hissederdim. Şimdi yaşadıklarımı düşündüğümde de “Hımm buna bu müzik iyi gider, burda şu çalınmalı” diyorum.

 

Yazının Taşınma Kısmı

“Köpekler sahibine kediler ise evlerine sadıktır” demiş birileri, ne derece doğru bilemem ama kedileri ve onların o özgür, mağrur ruh hallerini daha çok sevdiğim için olsa gerek bu türün her versiyonuna aşırı bir sempatim var. Hani beni yemeyeceğini bilsem evde puma, aslan bile besleyebilirim. İşyerindeki panomda 2 tane enfes aslan resmi asılıdır, her gün onlara bakarım ve “Ne harika şeylersiniz” diye konuşurum arada. Yaklaşık 10 yıl biricik kedim Sonia ile beraber yaşarken birbirimize benzemeye başladık. Hani derler ya evliliklerde eşler bir süre sonra birbirlerine benzemeye başlarlar, aynı şekilde hayvanlar ve sahipleri de birbirlerine benzemeye başlıyorlar. Bir süre sonra evde miyavlamaya yakın sesler çıkardığımı, kedi gibi başımın okşandığında mırıldadığımı, ya da bazen tırnaklarımı çıkaracak kadar asileştiğimi hep sonradan farkettim. Ve dediğim gibi kediler eve sadıktır, ruhlarını ve karakterlerini bunca sevdiğim ve ergonomisi Tanrı tarafından özenle yaratılmış olan kediler gibi ben de eve ve bulunduğum çevreye ne derece sadığım bunu bir kez daha anladım geçen hafta sonu.

6 yıldır oturduğumuz evden, yaşadığımız çevreden taşındık. Ne kadar zorlu bir süreç olduğundan, ne denli yorulduğumdan ve tüm işleri 2,5 gün içerisinde halletmenin verdiği stresten bahsetmeyeceğim. Hayatında en az bir kez taşınmış her kişi bilir bunu zaten. Taşınmayı sevenler de var bunun yanısıra, toplu bir temizlik zamanı olarak görüp, gereksiz eşyaların ayıklandığı, herşeyin yeniden düzenlendiği bir temizlik zamanı. Bu açıdan ben de seviyorum ama benim için alışkanlıklarımdan vazgeçmek, bir yeniliğe adapte olmak o kadar zor ki, eski kafalıyım bu anlamda. Daha güzel bir ev ve daha güzel bir başlangıç olmasının verdiği mutluluğun yanı sıra eski evde yaşadıklarımız, biriktirdiğimiz anılarımız  ve yüklediğimiz anlamlar beni bir parça duygusal yapıyor sanırım ve bu kez her oda boşaldığında kalan boş odaya bakıp düşünceler denizinde yüzüyorum. Böyleydi geçen hafta sonu ruh halim. İşte böyle nostaljik, duygusal takılmalarım sırasında müzik olmazsa olmazım olarak o güne de damgasını vurdu. En son çalışma odasını toparladığımız için son ana kadar bilgisayar açıktı önümüzde ve ard arda defalarca son günlerdeki saplantım; Gripin’in “Durma Yağmur Durma” şarkısını dinledik ailecek ve de taşınma firmasının görevlileriyle. “Ne tuhaf bir aile” diye içlerinden geçirmiş olmalılar, evde bangır bangır bir müzik sesi ve sanki hiç taşınmayacakmış gibi ekranın karşısında kahvesini yudumlayan ben. Ve işin ilginç tarafı yağmur aralıksız yağıyordu dışarda. Ama bu enfes şarkıya inat yağmur dursun istiyordum eşyalar ıslanmasın diye.

Taşı/n/manın ne çok çeşidi var düşününce, bir evden taşınma, bir şehirden ayrılma ya da bir ülkeyi terketme veya bir gönülden geçme gibi. Taşımanın ya da taşınmanın en zor olanı sevdiklerimizi geride bırakarak gitmek olduğunun ayrımına varmıştım çok seneler önce. Hiç geride kalan olmak istemedim. Benim mekansal taşınma eylemim müzikle birleştiği içindir yazının bu müzikli girişi. Hayatın ritmini tutmak gibi bir derdim var niyeyse. Mekansal olarak birçok kez taşındım. Öğrenciyken ev arkadaşımla iki üç parça eşyamızı bir kamyonetin arkasına doldurup bir semtten diğerine taşınmamızı hatırlıyorum ilk önce. Ön tarafta yer kalmadığı için üzeri açık kamyonetin arkasında tıngır mıngır ilerlerken “Eyvah bütün karizmamız çizildi” diye kahkahalarla gülüşümüz takılıyor önce hafızama, ardından yurtdışına giderken havaalanında birbirinden ayrılamayan ellerin görüntüsü ve tüm toplanmış eşyaların bir depoda istiflenmesi acıtıyor içimi. Tek başıma Ankara’ya gelişimde ardımdan annemin endişeleriyle dolu gözyaşları takılıyor bir de. Ve yaptığım en büyük sürpriz taşınma; depoda istiflenmiş eşyaların bir günde alınıp aynı gün eve tamamıyla yerleştirilmesi ve seyahetten gelen eşimi “Bak burası yeni evimiz” diye kapıdan içeri sokuşum ve onun inanamaz gözlerle bana bakışı geliyor  aklıma. Tek bir günde yerleştirilen ev ve 1 yıl uzak kalınan eşyaların tekrar yepyeni bir evde yerini bulmasıydı son taşınmam yani son evimiz.

Benim son ana kadar müzik dinleyerek tamamlanan toparlanma işlemimizin neticesinde arabama binip yeni evimize doğru yola çıktım. Ve rastgele açtığım bir cd’den ilk iki şarkı eşlik etti bana yol boyunca, biri hiç eskimeyen Metallica “Fade to Black” idi diğeri ise Manowar “Courage”. Yol boyu iki şarkıyı bağıra bağıra söyledim. Rastgele seçtiğim şarkıların o anki ruh halimi yansıttığına dair tuhaf bir inanışım var benim. Fade to Black’de “Now I will just say goodbye” (sadece elveda diyeceğim şimdi) kısmını bağıra bağıra söylemem ya da Courage şarkısındaki sözlerin beni nasıl da yansıttığını keşfetmem gibi.

 

Ve Son Söz

Kısaca bu yazı “Güle güle oturun, yeni ev size mutluluk getirsin” dilekleri için bir yazı hiç değildi. Sonuç şu ki; hüznü, yorgunluğu, birikmiş anıları, fazlalık eşyaları attıktan sonra geriye sadece yeni bir başlangıç, temiz bir ev ve umut dolu yarınlar kaldı.

 

 

Manowar/ Courage

Cesaret

Bazıları umudun kaybolduğunu düşünüp, beni yalnız görmek istiyorlar
Başkalarının istediğini yapamam, o zaman yuvasız kalırım
Şimdilik güle güle de ve ellerini havada tut
Bu cesaretin şarkısının geceye yayıldığını duy
Şimdilik güle güle de ve ellerini havada tut
Bu cesaretin şarkısının geceye yayıldığını duy
Ve rüzgar çığlığımı uçmak isteyenlere yayacaktır
Bu cesaretin şarkısının gecenin içine sürdüğünü duy
Savaşlar onlar tarafından yapılır – inanacak cesareti olanlar
Savaşlar onlar tarafından kazanılır – paylaşacak cesareti olanlar
Ruhu dolduran bu yürek zafere giden yolu gösterecektir
Eğer bir savaş olacaksa ben orada olacağım, orada olacağım
Şimdilik güle güle de ve ellerini havada tut
Bu cesaretin şarkısının geceye yayıldığını duy
Ve rüzgar çığlığımı uçmak isteyenlere yayacaktır
Kanatlarını kaldır dostum korkusuzca sonuna dek
Şimdilik güle güle de ve ellerini havada tut
Bu cesaretin şarkısının geceye yayıldığını duy.

 Courage

Some want to think hope is lost
See me stand alone
I can’t do what others may want
Then i’ll have no home

So for now wave good-bye
And leave your hands held high
Hear this song of courage
Long into the night
So for now wave good-bye
Leave your hands held high
Hear this song of courage
Long into the night

And the wind will bear my cry
To all who hope to fly
Hear this song of courage
Ride into the night

Battles are fought by those
With the courage to believe
They are won by those who find the heart
Find a heart to share
This heart that fills the soul will point
The way to victory
If there’s a fight
Then i’ll be there i’ll be there

So for now wave good-bye,
Leave your hands held high
Hear this song of courage
Long into the night
And the wind will bear my cry
To all who hope to fly
Lift your wings up high my friend
Fearless to the end
So for now wave good-bye,
Leave your hands held high
Hear this song of courage
Long into the night

Share
Bu yazı Ordan Burdan İçimden kategorisine gönderilmiş ve , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Müzikal Bir Taşınma için 10 cevap

  1. Desinat der ki:

    Taşınma

    Bende şu sıra bir yere ait olmama hissiyle karşı karşıya kaldım. Geleceğim meçhul, Amerika da olur Avrupa da olur ya da Türkiye olur bilemiyorum. O yüzden yeni birşey satın almak istemiyorum, gidersem nereye bırakacağımı dert edinerek… Çok güzel bir yazıydı, yüreğinize sağlık

  2. Yeni yazını gördüğüme çok sevindirik oldum:)Müziğe farklı bir pencereden bakmışsın.(Yazını okuyunca aklıma bişi geldi. Ne güzel bir oyun olurdu birinin başlattığı yazıyı başka biri devam ettirse:))Taşınmaktan nefret ederim.3 kez ev değiştiren biri olarak, taşınma telaşından önce alışmışlıklarımı bir yerlerde bırakmak üzer beni.Ama hayat insanı muhakkak bir yerlerden bir yerlere taşıyor.
    Satır aralarında kendimi bulduğumu itiraf etmeliyim. Eline sağlık:)
    sevgilerimle..

  3. Ezgi der ki:

    Blogdan kısa bir süre ayrılışın boş bir ev gibi beni etkiledi.Yeni eve taşınacağını unutan ben(genç yaşta böyle oldum,sadece isimleri karıştırmıyorum yani:)kendi kendime nerede olduğunu düşündüm.Tolga abi hatırlatmasa aklıma gelmeyecekti:))
    Müzik…
    Hakkında bir çok şey yazabilirim.Seviyorum dinlemeyi.İsmime yakışır yaşamalıyım değil mi?:)
    Seni okumak çok güzel ablacık…
    Yeni evinde huzurla otur,kahkahalar çarpıp dursun duvarlarınıza.Mutlu anılara yelken açın bakalım,ben de yüzerek geliyorum:)

  4. uzun zaman süren yokluğunun sebebi anlaşıldı şimdi…özlemişim güzel satırlarını…nerdeyse 1 yıl önce taşındık bizde ve taşınmak nasıl zorlu bir süreçtir çok iyi bilenlerdenim 🙂 Hadi bakalım geçmiş olsun…

  5. Antartika der ki:

    Merhaba Nihan’cığım

    Tüm yazını keyifle ilgiyle okudum, okudum, birçok yerde hak verdim, yalnız sonunda \”güle güle oturun yazısı değildi\” demişsin ya şimdi ben ne halt edeceğim?:)))Güle güle otur demeyeyim mi?:)))Yok, yok ben yine de diyeceğim: Yeni evin uğurlu gelsin, güle güle otur canım. Nazarlar değmesin. Bu arada ben senin kedin olduğunu bilmiyordum çok memnun oldum, e niye bir resmini görmedik?:(( bu arada kedinle daha önce taşınma yaşamadıysan 15 gün kapı, pencere en ufak delikten kaçıp eski evini armaya gider aman Allah korusun, aklında bulunsun. 15 gün sonra alışırlar. Ama daha önce kedinle taşındıysan zaten bunu biliyorsundur. Müzik konusunda hemfikirim müzik benim de hayatımda çok önemlidir, Prenses\’in son yılında harika bir cd almıştım Brezilya müzikleri vardı her gün çalıp oynuyordum (gerçek manada kendi kendime dans ediyordum yani:)))Prenses\’de bu ne yapıyor diye bana garip garip bakıyordu ama o gittikten sonra o CD\’yi bir daha açamadım, beni çok mutlu ediyordu o müzik, artık böyle bir mutluluğu kendime çok görüyorum, yapamıyorum, çalamıyorum, bilgisayarıma o cd\’yi takamıyorum tam 1 yıl olacak sonunda yeğenime verdim. Ben çalamıyorum sen çal dedim. İnanır mısın cd\’yi nasıl almıştım? Bir alışveriş merkezindeki çantacıda çalıyordu, kasiyer kıza sordum \”bu çalan ne?\” diye. Meğerse satıyorlarmış, hemen oracıkta almıştım, ben o müzikle bambaşka yerlere gidiyordum, öyle güzel hayaller kuruyordum ki, kendimi Copa Cabana kumsallarında filan sanıyordum, ama Prenses\’le birlikteydi o müzik, o hayaller, o günler…Prenses gidince, o müzikler de, o Brezilya\’ya özgü müzik aletleri de, kumsallar da, güneş de, hayaller de, hayattan aldığım zevk de hepsi gitti…sanki o cd Prenses\’le mutlu günlerimin, anlarımın bir sembolüydü işte o yüzden o gittikten beri elim bile değmiyor..şimdi ruh halime uygun şarkı blogumda var bilmem tıklanabiliyor mu (sahi tıklanıyor mu sormadım okurlara )Send In the Clowns…bu aralar başka bir şey dinlemiyorum..benim yorumlarımı okumaya başlamadan önce bir aspirin almayı unutmuyorsun değil mi arkadaşım?:)))
    sevgilerimle
    not: kediciğinin resmini bekliyorum (ismini yazacaktım anında unuttum:( malum B12 eksikliğim )ama benim gibi güçlü bir nazar korkun varsa seni çok iyi anlarım, o durumda öp benim için, mıncıkla:))

  6. Antartika der ki:

    not

    ben de senin hatırlattığın gibi bir not düşmek istedim: önceki yorumum kendine acındırma yorumu değil:))))sadece müzik ve ruh hali arasındaki ilişki konusunda çok haklı olduğunu kanıtlamak için kendimden örnek verdim:)

  7. Tolga Acar der ki:

    Taşınmanın çok sesli müziği

    Biz de çok taşındık, evden eve, kentten kente. Her taşınma bir depresyon, alışkanlıklardan vazgeçmek kolay değil…
    Film müzikleri dediğin gibi filmin çok önemli bir parçasıdır. Anımsadığım ilk film müzikleri Rocky 4\’de \”I of the tıger\” -halen çalınır- ve Top Gun\’ın unutulmaz şarkısı \”take my breath away\”dır. Çingeneler Zamanı\’nda R. Gregoviç\’in yaptığı müzikleri de unutamam. Bu filmi çok sevmemin nedenlerinden biri de müzikleridir.
    Cebeci Kızılay arasında yürümelerimde hiç müzik dinlemedim ben, walkman kültürüm yoktur. Hatırlıyor musun okulun kulisinde müzik kutusu vardı, güzel müzikler dinlemiştik, sonra kaldırmışlardı.
    Hayatımın değişik dönemlerinde değişik müzikler dinledim. Kimi müzik türlerini dışarda tutarsak her telden çaldım.
    Taşınmak, tıpkı bir senfoni gibi…

  8. Mavi Kadife der ki:

    merhaba

    ,,bu başlangıç virgülleri yani sürekli kullandığım , devamlılık ve geri dönme bağımlılığımın bir göstergesi,,,-gitmek – taşınmak – değişmek – hep bir terkedişi çağrıştırır bana,,,terketmek kelimesi ağır bir tanımlama gibi gelse de aslında değildir…esas olanın üzerinde küçük bir çizgi belki…Yazıyı okurken müzik dinlemiyordum ama kulağıma nerden geldiğini anlayamadım Recuerdos de la Alhambra \’nın o şahane notaları doldu…
    Demek kalple okuduğumuzda müziği duyabiliyoruz .Neden? çünkü sevgili Nihan kelimeleri cümlelere çevirirken sol anahtarını açık bırakmış…

    sevgiler,

  9. *******!!!!!…..

    Başlığa yazacak tam kelimeyi bulamadım yazını okuyunca.. sen ne demek istediğimi anlarsın!!
    Hadi ben meslek olarak da müzik seçmişim.. yani herkese ayan etmişim ki BEN MÜZİKSİZ DURAMAM!!! Pekiii sana ne oluyor Nihan???
    Başucumdaki radyo (genellikle Joy fm) açık değilse uyku ne mümkün??
    Yoookkkk bu kadar benzemek akla zarar!!! 🙂

  10. Ben almanyadan sevgi, gercekten cok guzel bir blog, eger twitter veya facebook sayfasi varsa hemen
    ekliycegim.
    **********************
    🙂 Teşekkürler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir