Samsun’daki evimizin kitaplığında, mavi,  üzerinde bebek resmi olan bir defter, aşınmış, eski… Ne zaman elime alıp okusam içten içe tuhaf bir kıskançlık duyardım. Bu defter annemin abim doğmadan önce yazmaya başladığı, o doğduktan sonra da onun elinin şeklini çizdiği, ilk saçından bir tutam yapıştırdığı ve tüm duygularını içten bir şekilde ifade ettiği bir defter; “Bebeğimin Güncesi” Ailede ikinci veya üçüncü çocuksanız eğer muhtemelen böyle bir defteriniz yoktur. İlk çocuğun heyecanıyla genellikle annelerin bu tür aktivitelere girdiği, daha özenli davrandıkları ve hatta bebek beslenmesi ve gelişimi ile ilgili daha kitabi bilgilerle donandığı bir gerçek. İkinci veya üçüncü çocukta ise bu tür gayretlerin ve kurallarına göre davranmanın rafa kalktığını sıkça görüyorum çevremde. Ben ailemin ikinci çocuğuyum dolayısıyla böyle bir defterim olmadı, hatta henüz 10 aylıkken önüme bir tabak üzüm koyulup kendi kendime yiyerek uyumama bile göz yummuş sevgili babam. Sanırım daha rahatlardı  ve daha az vesveselilerdi.

Diğer taraftan her duygusal ve yazmayı seven anne gibi ben de henüz oğlum daha dünyaya gelmeden ona ait bir günce edindim kendime. Ve hatta 2. bir çocuk sahibi olursam aynı defteri onun için de tutacağım diye söz verdim kendime!!! Hamile iken başladım yazmaya ve iki yıl boyunca durmadan yazdım, gelişimini, ona dair ilk’leri, hissettiklerimi… Benim sayfalar dolusu yazmamın aksine babaya ait olan kısımlar ise hala boş duruyor. İki yılın ardından güncenin sayfaları bitti ve ben kendimi boşlukta gibi hissedip özel bir defter satın aldım. Ve başladım çalakalem yazmaya. Belki ayda bir belki birkaç ayda bir yazıyorum, hala, aklıma geldikçe, ona dair ileride anlatmaya değer bulduğum an’lar yaşandıkça…

********************

“Anne ben buldum

Neyi?

Biz hepimiz Tanrı’nın kuklalarıyız.”

********************

“Anne sen hiçbirşey olma sadece anne ol.”

********************

“Ben çok sıkıldım anne

Neden oğlum?

İnsan olmaktan, yoruldum. Keşke insan olmasaydım, keşke uzay olsaydım mesela. O zaman herşeyi kapsardım. Ya da tahta olsaydım hiç eskimezdim.”

********************

“Anne sen değişmişsin, annem gibi değilsin.

Nasıl yani?

Söylerim ama üzülürsün

Tamam üzülmem bir kerelik söyle.

Sen çirkinleşmişsin.

Aaaaa!!!

Ama yine de dünyanın en güzel annesisin.”

********************

“Karadeniz en hırçın deniz, o yüzden ben can simitiyle yüzdüm, diğer çocuklarda benimle dalga geçtiler ama hırçın olmasa yüzerdim anne!!!”

********************

“Babaanne, sana araba almak lazım, çok yoruluyorsun

Neden kuzum?

Annem bana kardeş yapacak ya, ee ona da sen bakacaksın, yorulma diye.”

(Bu diyaloğun akşamında bir telefon alıyorum eşimden olan annemden, “Bak peşin peşin söyleyeyim bu kez bana güvenme” diyor, ben de hayretler içerisinde zaten yok öyle bir niyetim diyebiliyorum)

********************

“Anne benim de kardeşim olsun ama erkek olsun Tanrı’ya sipariş ver olur mu?”

********************

“Bu elindeki ne ?

Hint kınasıymış anne, okulda yaptılar, dövme gibi

Ama ben sevmedim bunu, gel yıkayalım da çıksın

Yok çıkmaz bu, çıkması için bir zamanı var, kardeşimin olması gibi, hani sen diyorsun ya onun da zamanı var diye, işte zamanı gelince çıkar.”

********************

 “Ben büyüyünce evlenmicem anne

Aaa neden?

Evliliğe inanmıyorum, yalnız yaşıcam. Baba da olmak istemiyorum, babalar çok çalışıyorlar, çok yoruluyorlar ben yorulmak da çok çalışmak da istemiyorum.”

********************

Geçenlerde 5,5 yıllık geriye doğru bir gezinti yaptım günce ve defter arasında. Çok ilginç sözcükler ve cümleler keşfettim.

Ve sonra son zamanlarda oğlumun beni hayretler içerisinde bırakan diyaloglarını not ettim defterime, yukarıda yazdıklarım o ilginç diyalogların bir parçasıydı.